Günahı Göz İşlerse de, Belâsını Gönül Çeker

Risâle-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi :

"Bende unutkanlık hastalığı tezayüd ediyor, ne yapayım?"
Ben de dedim :

Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme. Çünkü rivayet var. İmam-ı Şafiî'nin (r.a) dediği gibi,"Haram-ı nazar, nisyan verir."
Evet, ehl-i İslam'da, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye (Nefsin hevesleri, arzu ve istekleri) heyecana gelip, vücudunda su-i istimalatla israfa girer.
Haftada bir kaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hafızasına zaaf gelir.
Evet, bu asırda açık şaçıklık  yüzünden, hususan bu memaliki harrede o su-i istimalat (kötüye kullanmalar), umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor.
Herkes, cüz'î, külli o şekvâdadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle, hadis-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor.
Ferman etmiş ki :
"Âhirzamanda,hâfızların göğüsünden Kur'an nez' ediliyor, çıkıyor, unutuluyor."
Demek bu hastalık dehşetlenecek hıfz-ı Kur'an'a bu sû-i nazara bazılarıda set çekilecek; o hadisin tevilini gösterecek.
La ya'lemü'l-gaybe illallah (Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez). >

(Kastamonu Lahikası)

***

Üstad Bediüzzaman Said Nursi  hazretleri gençliğinde de  ihtiyarlığında da hiç bir kadına - kıza bakmamıştır.

 Çünkü, ilmin izzetini muhafaza etmek için harama nazar etmedim diyor. Değilse 90 cilt kitap ezberinde kalır mıydı?



İslami ilimler alanında Osmanlının son dönem şahsiyetlerinden Mahir İz Hoca Efendiye (1895-1974) bir gün, "Hocam! Maşallah, çok keskin bir zekânız, muazzam bir hafızanız var. Bunu nasıl başarıyorsunuz ?" diye sormuşlar.

Şu cevabı vermiş: "Oğlum biz Osmanlı ilk mektebine gittik. Bize ilk gün yolda nasıl yürünür, bunun kaidesini öğrettiler. Göz, ayağın ucunda olacak yürürken! Hep önümüze bakardık. Sizler boyuna etrafınıza bakıyorsunuz... Sizde hafıza olmaz. Günahı göz işlerse de, belâsını gönül çeker. Gözler bakar, gönül rahatsız olur ve hafıza zayıflar."

Mahir İz hoca merhum maaşının her ay zekatını veren  ve öğrencilerine tavsiye eden, ender insanlardandır.

Beş yıl öncesine kadar, babalarının, kardeşlerinin, çocuklarının yanında giyinmekten ar ettikleri dar, ince ve kısa kıyafetlerle başları örtülü müslüman kadınlar ve kızlar da caddelerde, sokaklardapervasızca utanmadan gezip dolaşma cüretini göstermektedirler. Allah cc. sonumuzu hayreyleye. Neslimizi bu tehlikelerden muhafaza edip islami şuur nasip eyleye. Amin.

Bu ahlaki çürümede ki sebeplerden biri de, Müslümanların, müminlerin boğazından geçen lokmaların acaba ne kadarı haram? düşünmeden edemiyorum.

Bunun çaresi olarak ta; İmanımızı güçlendirip kuvvetlendirerek yenileyen Risale-i Nur eserlerini çok okumamız  ve okutmamız gerekiyor.

İslam'ın bütün emir ve yasakları, iki dünyada mutluluğun kazanılması içindir. Bu emir ve yasakların sahibi Allah'tır. Bu yasakları; biz müminleri  düşünerek, bizim iyiliğimizi murad ederek koymuştur. Bu nedenle Allah'a isyan ederek, emirlerini çiğneyerek mutlu olmak mümkün değildir. Bunlardan bir kısmını yerine getirip bir kısmını da ihmal edemeyiz. Çünkü İslam, akaidiyle, ibadetiyle ve ahlakıyla bir bütündür. Nasıl ki namaz, oruç ve diğer ibadetler dinin bir parçasıysa ahlâkî emirler de bir parçasıdır.

Gıybet etmemek, yalan konuşmamak, nifak çıkarmamak, adavet etmemek, helalinden rızık kazanmak gibi emir ve yasakların, namaz emrinden hiç farkı yoktur. Bunu isteyen Rabbimizdir ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Bu yüzden namaz kılarak ama aynı zamanda gıybet, yalan, hilekârlık, sahtekarlık, hırsızlık, yolsuzluk yaparak iyi mü'min olunmaz. Günümüz Müslümanlarının en büyük imtihanlarından birisi olan ‘harama bakmakla’ da iyi kul olunmaz.

İşimizin gerçekten zor olduğunun hepimiz farkındayız. Günümüzde İslam'ı yaşamak önceki dönemlere göre belki çok daha zor. Önceden harama düşürecek yollar sınırlıydı, günümüzde ise durum çok değişti. İnternet, televizyon, caddeler, sokaklar, AVM'ler, gazete ve dergiler insanın gönül ve zihin dünyasına, ahlakına olumsuz etkiler yapan pek çok unsur içermektedir. Bunların insana verdiği zarar önceki dönemlerle kıyaslanamaz. Günümüzde medyanın ve sanal alemin etkisi yirmi dört saat boyunca devam etmektedir. Gençler, Öğrenciler, çocuklar akıllı cep telefonlarının ekranından sabaha kadar ayrılamıyor.
Erdoğan AKDEMİR

Hiç yorum yok: