Kıymeti Bilinmeyen Bir Kahraman: Seyid Onbaşı



Çanakkale Savaşı, bugün bile hakkı tam teslim edilemeyen bir zafer. Çünkü devrin süper güçlerinin hücumuna karşı, çoktan bitti sanılan bir devletin her zaman var olacağını anlattı, hâlâ da anlatıyor.

Eğitimci-yazar Vehbi Vakkasoğlu’nun, “Bir Destandır Çanakkale” adlı kitabı dedelerimizin kahramanlığını bize en iyi anlatan kitaplardan biridir.
İşte Vakkasoğlu’nun kitabında, Seyid Onbaşı’nın kahramanlığını anlattığı bölüm:

Kıymeti Bilinmeyen Bir Kahraman: Seyid Onbaşı

Denizden püsküren çelik ve ateş, Mecidiye Tabyasını alt üst etmişti. Mermi yağmuru Mehmetçiği açıkta duramaz hâle getirince, takım subayı Fehmi Bey’in emriyle sığınağa koştular. Erlerin büyük bir bölümü sığınağa girer girmez, cephaneliğe isabet eden bir mermi, hepsinin şehit olmasına sebep oldu. Geride kalanlar, büyük bir sarsıntıyla savruldular. Bunların da bir kısmı şehit oldu.

Ancak, Edremit’in Çamlık köyünden Mehmet oğlu Seyid, yara bile almamış, sadece bayılmıştı. Ayıldığı zaman karşısında takım arkadaşı Ali’yi buldu. Etrafa bakındı, başka kimsecikler yoktu…

Arkadaşlar nerede?” diye sordu. Ali, büyük bir hüzünle ve sesi titreyerek, “Arkadaşlar mertebelerini buldular. On dört şehidimiz, 24 yaralımız var. Ayakta bir senle ben kaldık” dedi.
Seyid ayağa kalktı ve denize doğru baktı. Düşman gemilerinden alev ve duman püskürüyordu.

Tabyanın içinde kullanılabilir bir tek top kalmıştı; gerisi toprağa gömülmüştü.
Seyid, bir tabyadaki topa, bir de denizdeki gemilere baktı. Düşmanın gemileri kıyıya iyice yaklaşmıştı. Yerdeki mermilerden gözünü alamıyordu. Âdeta bu mermiler, “Beni namluya sür!” diyordu.

Arkadaşına, “Gel Ali, yardım et de şu gülleyi sırtıma alayım” dedi. Çünkü, kullanılabilir durumdaki tek top da yaralıydı. Top mermisini kaldıracak alet bozulmuştu. Mermi, ancak sırtlanarak namluya sürülebilirdi.

Ali, önce yerdeki mermiye, sonra da Seyid Onbaşı’ya baktı. “Kaldıramazsın, Seyid” dedi. Çünkü bu top mermilerinin bir tanesi 276 kilo geliyordu. Seyid, kararlı bir sesle, “Hele bir deneyeyim” dedi.

Mermilerin yanına vardı. Ellerini kartal pençesi gibi açtı ve derin bir nefes alıp besmele çekti. Ancak gres yağına bulanmış olan dev mermi ellerinden kaydı. Koca Seyid, ellerini toprağa bulayıp bir daha kavradı ve “Ya Allah!” diyerek omuzuna aldı. Sendeleyerek yürüyordu. Topun merdiven basamaklarına güçlükle attı ayağını ve son bir hamleyle mermiyi namluya sürdü.

Her ikisi de, görevleri başka olduğundan, nişan almakta ve yön tayininde acemi idiler. Ancak, uzman bekleyecek ne zaman, ne de imkân vardı…

Seyid, topun namlusunu düşman gemilerine doğru çevirdi. Mesafeyi bilebildiği kadarıyla ayarladı ve besmeleyle topu ateşledi.

İlk mermi uzun düşmüştü; dolayısıyla boşa gitti. Seyid, ikinci mermiyi de arkadaşının yardımıyla namluya sürüp ateşledi. Bu da kısa düştü. Üçüncü mermiyi iyi ayarlamıştı. En öndeki geminin kıç tarafında ve su kesiminde patladı. Bu gemi, “Ocean” idi. Geminin dümen tertibatı bozulduğu için, derhal bulunduğu yerde harmanlamaya başladı. Etrafındaki gemiler kendilerini korumak için kaçıştılar.

Seyid Onbaşı, “Kimin himmeti milleti ise; o, tek başına küçük bir millettir.” vecizesinin somut bir örneği olmuştu. Bütün benliğiyle ve aşkla yöneldiği bir “din-ü devlet” hizmetinde, Allah, ona yapamayacağı kadarını da yaptırmıştı. Bu noktada, yapana değil, yaptırana bakmalı değil midir?

Nitekim, zaferden sonra, ziyarete gelen kumandanların yanında, Seyid Onbaşı’dan bu mermilerden birini bir daha kaldırması istenmiştir. Koca Seyid’in o şekilde bir fotoğrafı çekilecek ve muhteşem olay tarihe emanet edilecektir.

Seyid Onbaşı, dev merminin başına gelir, “Ya Allah, bismillah!” diyerek kavrar, ama kaldıramaz. Defalarca tekrarlamasına rağmen, 276 kiloluk mermiyi yerinden koparıp omuzlayamaz. Utanır, sıkılır, ter içinde kalır. Koca Seyid öyle mahcup olmuştur ki, âdeta kumandanlarının önünde küçücük kalmıştır.

Kumandan paşanın, “Oğlum, o zaman nasıl kaldırmıştın?” diye sorması üzerine de şu çok anlamlı cümle dudaklarından dökülür:
“Kumandanım, gâvuru görürsem gene kaldırırım!”
• • •

Koca Seyid’in, o dev mermiyi sırtlamış haldeki fotoğrafı bazı tarih kitaplarında yer almıştır. Ancak fotoğrafta görülen mermi asıl değil, makettir. Bir ağaç kütüğü yontularak mermi şekline getirilmiş ve siyaha boyanarak mermiye benzetilmiştir.

Bu olay, bize bir ayet-i kerime mealini hatırlatmalıdır: “Sen atmadın, Allah attı!”
Evet, yapan yaptıran Allah’tır; atan, attıran, isabet ettiren de Odur!
• • •

Tek bir insan ve tek bir mermi ile, tarihin akışını değiştirmekte, kim Koca Seyid kadar etkili olmuştur?
Bu kahramanın savaştan sonraki hayatını merak eder misiniz?

Seyid Onbaşı, savaştan sonra vazifesini yapmanın rahat ve huzuru içinde köyüne döndü. Bir süre geçimini odun kesip satarak sağladı.
Daha sonra ise, Havran’da bir zeytin fabrikasında hamallığa başladı. Hamallık yaptığı sırada, zaten bakımsız olan bünyesini üşüttü ve verem hastalığına yakalandı. Adı tarihin şanlı sayfalarına geçen bu kahraman, veremden kurtulamayarak, sessiz sedasız hayata veda etti (Kasım 1939).

Seksen yaşındaki kızı Ayşe Yıkar Hanımefendi, 1996’da “Aksiyon”dan Haşim Söylemez’e şöyle diyordu:

"Babam hamallık yaptığı sırada veremden öldü, ama zaten o daha önceden ölmüştü!"

"…Gençliğimde hep aç ve sefil bir hayat yaşadı. Annem de zaten aç ve perişan hayattan dolayı hastalıktan kurtulamayarak öldü."

“Babamdan geriye hiçbir şey kalmadı. Zaten bir şeyi de yoktu. Ama iyiliği, doğruluğu ve mertliği bıraktı bize… Öyle bir insanın kızı olduğum için iftihar ediyorum.

“Devlet baba, en azından son zamanlarında huzurlu bir şekilde ölmesi için imkân sağlayabilirdi. Babam, devletin bir çivisinden bile faydalanmadı. Bir süre Havran Kaymakamlığınca belirli bir maaşa bağlanmıştı, ama o maaşı hiç kullanmadı. Zaten bir süre sonra da maaşı kesildi.”

Koca Seyid’in, her 18 Mart’ta, resmini basmış gazeteler sırtında o dev mermiyle, televizyonlar da ekranlara getirmiş… Ama ne kendisini düşünmüşler, ne de geride bıraktığı ailesini… Ne var ki, kızı Ayşe Hanım, tam da babasının tevazuuna yakışır bir değerlendirmeyle şöyle bitiriyor konuşmasını: “Olsun, efendim! Yeter ki vatan sağolsun! Biz perişan olmuşuz, ne çıkar!

Olimpiyat rekorunun bir buçuk katı ağırlığındaki mermiyi tek başına namluya sürüp ateşleyerek Çanakkale Zaferine doğru önemli bir adım atan bu kahramanı saygıyla ve rahmetle anıyoruz. İnşallah, mükâfatını Rabbimizden ebedî âlemde almıştır.
Kaynak: moralhaber.net

Hiç yorum yok: