Müslüman Âilesini Eğitmesi İçin Önce Kendisini Eğitmeli

Binanın inşasının çatıdan değil temelden başlandığı gibi, kurulan âile yuvasından beklenen neticeyi almak ta yetişen nesli sağlam eğitmeye bağlıdır.
Sağlam eğitilmiş fertlerden teşekkül eden toplumlardan meydana gelen devlet, uzun yıllar ayakta durma gücüne sahip olur.


Eğitimin önemini hiç kimse inkâr edemez, ama fertlerin dirençli ve ayakta kalabilmeleri, sağlam kaynaklardan din ile fen bilgilerini beraber almalarına bağlıdır, bunu hiç unutmamamız lazım. Çünkü bugünkü Müslüman öyle bir devirde yaşıyor ki, bin dört yüz sene iyi insanlar bu yaşadığımız fitneli zamanın şerrinden Allaha sığınmışlar.

Eğitim ve öğretimin başlama zamanına, Peygamberimiz (a.s.m)'in Hadisi Şerifinin meâli ile işaret edeceğiz: “Evlatlarınıza yedi yaşından itibaren namaz kılmalarını emrediniz, yaşları ona erdiği zaman, hala kılmazlarsa, onları korkutma yoluna baş vurup zorlamalısınız.” derken, anlıyoruz ki o masum yavrulara en azından beş yaşından sonra namazı nasıl kılmalarını ve namaz da okunan süre ve duaları öğreteceğiz ki, çocuk yedi yaşına erdiği zaman namaz kılmasını bilsin.
İşte küçük yaştan alınmaya başlanılan bu eğitim, ehil kimseler tarafından temin edilmeli.

Eğiticiler pedagoji uzmanı olup, o vazifeyi mesleğinin muhabbetinden doğan neş’e ile yapmalı. Çocukları sıkmadan, onlara lazım olanları aşk ve şevk ile bildirmek suretiyle eğitebilmeli. Çünkü ilk öğretim, çocukların eğitiminin temelini teşkil etmektedir. Çocuklar hayatlarının sonuna kadar alacakları bilgiler bunun üzerine ilave ederler.

Bilmemiz lazım ki, bugün eski usul ve kaidelerle hareket edenler başarısız kalıp yerinde sayıyorlar.

Eskiden, bir baba evladına Müslümanlığı aşılayıp ona en güzel miras olan İslam ahlakını öğretmek için, ona Kur’an-ı Kerim ile ilmihâli öğretiyordu, bu ona dinini yaşaması için yetiyordu.
Fakat bugün maalesef evlatlarını sadece o kadar dini eğitimle bırakanların çoğunun evlatları dinlerini terk edebildikleri gibi, onların öğrendikleri Kur’an-ı Kerimler de raflarda tozlanıyor. Bugün biz Kur’an-ı Kerimi okuyacağız, Onu, ehlimize, evlat ve torunlarımıza da öğretmeye gayretli olacağız.

Kur’anı Kerim bizden ne istediğini anlamak için, onun ahkamına harfiyyen uymakla olur. Kur’anı baş üstüne tutmak manasına gelen gece gündüz hürmet etmek, bu zamanın ihtiyacına cevap veren tefsirleri okumakla olur, ondan irtibatımızı kesmeyeceğiz. Böylece Kur’anı Kerime lazım olan hürmeti yapmış olacağız.
Bu gün o işi Risale-i Nur eserleri yapıyor. Bu sebepten devletimiz onları basma vazifesini üzerine aldı, Elhamdülillah.

Eğitim dedik, ilmi tahsil edip eğitimi alırken memur olmak için değil, cehaletten kurtulup Allah’ı rızasını tahsil etmek maksadıyla ilmi tahsil etmeli.

Yukarıda dediğim gibi, din ile dünyayı beraber öğrenmeğe çabalamak, inanan insan için çok mühimdir. Dinimizin ölçülerine göre, insan için kıymet ve ehemmiyet bakımından imandan sonra ilim gelir. Bu sebeptendir ki, eğitimcilik mukaddes (kutsal) bir meslektir ve bundan ötürü, Bunu da Anne ve baba evlatlarına: Kur’anı Kerimi ve Kur’anın bu zamanın ihtiyacına cevap veren tefsirlerini öğretmeli.

Bakın sevgili Peygamberimiz a.s.m. buyurduklarına:
-Sizin en hayırlınız, Kur’ani kerimi öğrenen ve öğretendir.
-Kur’an ölü kalplere hayat verir diriltir.
-Kur’anı öğreniniz! Şüphesiz o, kıyamet günü ehline ne güzel şefaatçıdır.
-Evlerinizi Kur’an okuyarak ve namaz kılarak nurlandırınız.
-Evladına Kur’an öğretene kıyamet günü cennette taç giydirilir.
-Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur’an okumaktır.
-Ümmetimin en şereflileri, Kur’an’ı ezberleyenlerdir.
-İçinde Kur’an’dan hiçbir şey bulunmayan kimse harap olmuş ev gibidir.
Hazreti Ali r.a.hın “Bana bir harf öğretenin ben kuluyum” buyurmuş.
Evet! Hakikat nazarında şuurlu bir anne ve babanın ana görevi, evlatlarına yalnız geçici dünya hayatıyla istikbalini temin etmek için bir meslek veya herhangi tahsil yaptırmaya gayret etmekle kalmamalı. Belki o çocuğun sonu gelmeyen ebedi bir hayatı için de eğitilmesi gerektiğini unutmamalıdırlar. Bu iş bugünkü Müslüman anne ve baba için kolay bir iş olmadığı gibi, bu anne babanın da, bundan daha mühim ve daha ağır hiçbir işi yoktur.

Şimdi çocukları eğitmekte kimin rolü fazladır? Sorusuna karşı, altını çizerek derim ki; çocuk eğitiminde en büyük rolü eğitilmiş anne oynar. Bu sebepten Peygamberimiz a.s.m. çocuk eğitimi çiftler 20 sene evlenmeden önce başlar. Yani onları anne ile babaları eğitecekler, sonra onlarda evlendikten sonra evlatlarını eğitmeyi becerebilecekler. Bazan da anne evladına Dediğimi yapmazsan babana söylerim ha! Diyecek.
Bugün her ne kadar dayak ikna metodu değil. Onunla beraber bazı çocuklarda ona da ihtiyaç var. Bu sebepten anne evladına suçunu babana söylerim demeye ihtiyaç var.
Evet dediğim gibi babanın takibi altında anne o işi yapabilir, ondan sonra öğretmen, yani devletin eğitim sistemi gelir.

Çocuğun iyi yetişmesi için, ister hocaya, isterse öğretmene ilim tahsil etmeleri için çocukları gönderdiğiniz zaman, o âile reisi ile öğretmen veya hoca iş birliği yapacaklar ki, çocuktan beklenen netice alınabilsin.

Peki çocuğun eğitimini zamanında yapamayıp vakit elden geçti ise onunla hiç uğraşmayacak mıyız?
Tabii ki uğraşacağız. Ne kadar olursa o kadar. Az da olsa hiçe benzemediğini bilerek, ona bir şeyler öğretmeye çalışacağız. Hele maneviyattan mahrum bırakmamak için yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin. Kim olursa olsun insandan ümidi kesmeyip bir şeyler vermeye çalışacağız. Hatta yabancı bile olsa, sözümüzün geçtiği kimseye, bildiğimizi esirgemeyeceğiz. İnsana faydalı olabilmenin ne kadar mühim olduğunu bilerek onun canına kıymayacağız. Farzların üstünde bir farz olan, hakkı tebliğdir. “Emri maruf, nehyi münker” (İyiliği emretmek kötülükten menetmektir.) Biz bu vazifeyi yerine getirmeğe gayret edeceğiz. Bizim için bunun kadar hiçbir iş mühim olmadığını bilerek vazife yapmaya çalışacağız. Bu vazifeyi yaparken, âile, akraba ve çevredeki eş dosta ilk önce imanları sağlamlaştırma ile başlayacağız çünkü: Müslüman’ın ana görevi odur.

İşte Yaratanın kanunlarına uyarak, ahlaklı yetişen bir toplum âile reislerinden başlayarak onlardan doğan nesilden teşekkül eden devletin de anarşik hadiselerden başı ağırmaz. Aksi halde âilede her gün kavga gürültü olursa, onlardan doğan çocuklar da vahşi ve anne babaya karşı hürmet yerine, Allah korusun yakışıksız kelimeler konuşma cür'etine düşebilirler.

Çocuklar ne yapar? Sorusuna:
Anne ve babadan gördüklerini yapar.” atasözü değişmez hakikattir.

Zaten şuurlu Müslümanların çocukları da, çocuklarının arkadaşları da anne ve babalarının istediği istikamette olur. Dine lakayt kimseler ise, böyle şeylere pek önem vermezler. Yani;  Çocuk ailesinden eğer güzel bir din terbiyesi almadı ise, arkadaş olmak için sokakta karşılaştığı kimselere de dikkat etmeyip, fikrine göre değil heveslerinin tatmini istikametinde arkadaş seçer ve öylelerle düşüp kalkar.

Hiç şüphesiz ki, çocuklarına dinini öğretmeyen baba ve anneyi daha geç pişmanlık bekliyor amma, sonra ki ah oh lamalardan ne fayda.

Evet maddeten ve manen mükemmel yetişmiş anne ve baba, haramlardan uzak durma derecesinde ve Allah’tan korkup, takvadan anne ile baba nasiplerini alabildikleri nispetinde, Sözleri ve işleri evlatlarına müspet tesir yapabilir.

Unutmayalım ki, eğer bir âilede herkes namaz kılarsa, o ailede 1-2 yaşında çocuklar dahi büyükler gibi secdeye düşüp kalkarlar.

Sözlerimi, Peygamberimizin (a.s.m.) “Eddibu evladekum li zamani gayri zamanikum” (Evlatlarınızı gelecek zamana göre yetiştiriniz) Hadisi Şerifi ile bitiriyorum ki, bugün biz bu gibi mübarek tavsiyeleri, mühim bir cevher kabul ederek, ona göre hareket edeceğiz ki matlup netice elde edilsin.
Abdülkadir Haktanır

Hiç yorum yok: