Said Efendi’nin Cenâzesini Urfa’dan Nakledeceğiz


Said Nursî’nin naaşının nakli

27 Mayıs inkılâbı ile Demokrat Parti hükûmeti devrilerek milletvekilleri ve yöneticileri Yassıada’ya doldurulur.

“Millî Birlik Komitesi” idaresi altında, Reisicumhur Cemal Gürsel, Alparslan Türkeş Başbakanlık Müsteşarı, M. İhsan Kızılordu ise İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturur.

Ve Bediüzzaman’ın vefatından 3 ay 18 gün sonra 11 Temmuz 1960 Pazartesi günü dönemin Urfa Valisi Necdet Yalçın ile Doğu Bölgesi Kolordu Kumandanı askerî bir uçakla Konya’ya giderler. Konya İmam Hatip Okulunda meslek dersleri öğretmenliği yapmakta olan Said Nursî’nin kardeşi Abdülmecid Ünlükul bir memurla vilâyete çağrılır.

Kendisine, “Kardeşin Said Efendi’nin cenâzesini Urfa’dan nakledeceğiz” derler. “Siz istemiş olacaksınız; şu kâğıdı imza edin!” diye önüne bir belge koyup dayatırlar.
Abdülmecid Ünlükul’un, “Benim böyle bir isteğim yok” itirazına karşı:
Hadi çok uzatma, burayı imza et!” diye açıkça baskıda bulunurlar. (Eşref Edip. "Merhum Bediüzzaman’ın Kabri Hâlâ Gizli mi Kalacak" , Bugün, 22 Aralık 1967)

Abdülmecid Ünlükul'un Muzaffer Arslan'a anlattığına göre:
General Cemal Tural ile Abdülmecid Ünlükul askerî bir uçakla Urfa askerî birliğine gelirler.

Cemal Tural kendilerini karşılayan bir albaya “Bu zat Said Nursî’nin kardeşidir, istirahatını temin edin, namazlarını rahatlıkla kılsın. Şayet diğer subay ve erlerden soran olursa subaylardan birinin babasıdır, dersiniz.” diye emreder.

Aynı gün bir diğer subay da Urfa’dan Diyarbakır’a giderek galvanizli bir tabut yaptırıp getirir.

Ertesi gün yani 12 Temmuz 1960 Salı günü, gece yarısı 00.30’da takviye askerî birliklerle Urfa’ya geldiler. Şehirde derin bir sessizlik vardır. Ortalıkta hiç kimse görünmüyordü, herkes uykudaydı. O gün bekçilere vazife verilmemiş, onların yerine askerler ve jandarmalar almıştı.
Şehrin bütün mühim yerleri askerler ve zırhlı vasıtalar tarafından tutulmuştu. Saat 01.00’de de Halilürrahman Camii sıkı bir kordon altına alınmıştı.

Askerler kendilerine verilen emirle Bediüzzaman Said Nursî’nin kabrinin bulunduğu iki kubbeli yerin üst pencerelerini, demir parmaklıkları kırarak içeri girerler. Ellerinde demir aletler, balyozlarla mermer mezarı parçalamaya başlarlar. (Yılmaz Büyükerşen. "Said Kürdî’nin Cesedi Nasıl Nakledildi?" , Dünya, 20 Temmuz 1960)

Er, Muşlu Boksör Yusuf’un anlattığına göre, parçalanan mezardan Bediüzzaman’ın naaşı bozulmamış olarak çıkınca, oradaki erler: “Bu zat şehitmiş; mezarını açmak günâhtır” diye aralarında konuşurlar.

Abdülmecid Ünlükul ise gözyaşları içinde ağabeyi ve Üstadı Bediüzzaman Said Nursî'nin yüzüne bakıyor... Yüz on bir gün sonra açılan kabirde merhumun naaşı hiç bozulmamış, yalnız kefeni biraz sararmıştır.

Galvaniz tabutun kapağı lehimlendikten sonra hazırlanan uçağa koymak isterler. Fakat uçak dar gelir. Bunun üzerine Diyarbakır’dan ikinci bir askerî uçak getirilir. Tabut o uçağa yerleştirilir. Kardeşi Abdülmecid’i de uçağa bindirirler. (Eşref Edip. "Bediüzzaman’ın Kabri Hâlâ Gizli mi Kalacak" , Bugün, 22 Aralık 1967)

Emekli Pilot Astsubay Ali Demirel’in anlattığına göre, Pilot-Astsubay Ahmed Kırlay’ın kullandığı C 47 askerî uçağı Afyon havaalanına iner. Tabut askerî bir vasıta ile Abdülmecid Ünlükul ile beraber Dinar-Baladız üzerinden Isparta istikametine götürülür.

Bugün bilinmeyen kabrine yerleştirilir. Ortalık ağarmadan, kendi isteği üzerine, aynı gecenin içinde tekrar Abdülmecid Ünlükul’u Konya’ya götürür bırakırlar.

Hiç yorum yok: