Dinin Zedelenmesi ve Sefahetin İntişarı, Cemiyeti Anarşiye Sevk Eder

Gerek Türkiye'de ve gerek beşer aleminde dehşetini artıran anarşiliğin bahsi yapılmazken, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, cemiyet hayatında, ananşiyi netice verecek sebebleri, Kur'an nuru ile görmüş ve bundan 90-100 sene öncesinden, ta hayatının sonuna kadar, bu anarşi afeti ve tehlikesinden ısrarla haber vermiş, ikaz etmiş ve ıslahına çalışmıştır. Bugün de eserleriyle aynı ıslahat devam etmektedir.

Bu yazıda, Risale-i Nur Külliyatından anarşiliğe aid parçaların bir kısmını teyakkuza vesile olması için istifademize sunuyoruz.

Hüsnü Bayram Ağabeyden Ciddi Uyarılar

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvela; Hizmeti nuriyede ihlas ve ve sadakat dairesindeki, kudsi say-ü gayretlerinizi tebrik ederim.

Saniyen; Risale-i Nur'un dairesi çok genişlemiş; çok muhtelif efkar ve mizaç sahibleri, bu hizmet safında yer almışlardır.

Elbette bütün efkar, kanaat, meslek ve meşrebler üstünde makam-ı sıddıkiyette yer tutmuş ve şahs-ı manevi-i Al-i Beyt'in mümessili olarak hizmet-i Kur'aniyenin başına geçmiş Üstad Bediüzzaman'ın a'zami ihlas, a'zami sadakat ve a'zami fedakarlık manasını ihtiva eden, gösteren ve işaret eden mesleğini nazara vermek lazım gelmektedir.

Derviş ve Kuş

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman'a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler.

Hz. Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır ve ona sorar; “Bu kuş senden şikayetçi, neden kanadını kırdın?”

Derviş kendini şöyle savunur:
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı”

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:

İslam Kardeşliği

Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Hakikî ve ebedî din, İslâm dinidir. Hayatımızın hayatı, hem nuru, hem esası İslâm dinidir. İslâmiyet güneş gibidir. Sönmez ve söndürülmez İlahî bir nurdur. Onu bu kâinatın sahibi, Halık'ı, Mâlik'i göndermiştir. Ezelden gelmiş, ebede gidecektir. En güzel hayat nizamı, huzur ve saadet kaynağıdır. Hayatımızın bekası, devamı, kıymeti İslâm nizamım anlayıp öğrenerek hayatımıza tatbik etmemize bağlıdır.

Bir Mahkeme-i Kübra Var

Bir Mahkeme-i Kübrâ var!

Zâlim izzetinde, mazlûm zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor, tehir ediliyor; yoksa, bakılmıyor değil. Bâzan dünyada dahi ceza verir.

Evet, görüyoruz ki, alelekser, gaddar, facir zalimler lezzetler, nimetler içinde pek rahat yaşıyorlar. Yine görüyoruz ki, masum, mütedeyyin, fakir mazlûmlar zahmetler, zilletler, tahkirler, tahakkümler altında can veriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini de götürür. Bu vaziyetten bir zulüm kokusu gelir. Halbuki kâinatın şehadetiyle, adalet ve hikmet-i İlâhiye zulümden pak ve münezzehtirler. Öyleyse, adalet-i İlahiyenin tam mânâsıyla tecellî etmesi için haşre ve mahkeme-i kübraya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.

Dostunuz mu Var? Arkadaşınız mı?

Baba ve oğul konuşuyorlarmış. Babası oğluna sormuş, “Senin kaç tane dostun var?”

Oğlan cevap vermiş: “Ohooo yüzlerce…”

Babası oğluna açıklamış.

“Bak oğlum” demiş insanın bir sürü arkadaşı olabilir ama yüzlerce dostu olamaz. Dost dediğin diğer arkadaşlara benzemez. İnsanın hayatı boyunca ancak 1 ya da 2 tane dostu olabilir.

Oğlan saçma demiş. Benim bir sürü dostum var ve hepsi beni sever ve her zaman bana yardıma koşacaklarına eminim.

Öyle mi demiş babası? O zaman gel seninle bir test yapalım.

Şevval Ayında Altı Gün Orucu Nasıl Tutulur? Önemi Nedir?

Şevval ayında oruç tutmak, hadislerdeki teşvikten sonra teravih namazı gibi sevaplı bir ibadet olarak hep ilgi görmüştür.

Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, şevval ayı orucunun bir sene nafile oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağını duyurduğu hadisinde şöyle buyurmuştur:

– “Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!” (Müslim-Tirmizi)

Demek ki, bir aylık Ramazan orucundan sonra Şevvâl’de de altı gün oruç tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaba layık görülmektedir.

Hadisi yorumlayanlar bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın açıklamasını şöyle yapmaktalar:

Brezilya'dan Ramazan Tebriği ve Hizmetler

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ
Aziz, sıddık, kıymettar ağabeylerimiz, kardeşlerimiz!
Evvelen; İ'd-i Fıtrınizi tebrik eder. Leyali-i Ramazanda ettiğiniz duaların makbuliyetini Rahmet-i İlahiyeden niyaz ederiz...

Bu mübarek gecelerin hürmetine; hem Alem-i Islamın ittihad ve intibahına hemde bizlerin ihlas ve istikametine Rabbimiz vesile etsin. Amin..

Saniyen; Cenab-ı Hakka zerrat adedince şükürler olsun. Üç bayramı bir arda yaşıyoruz. Hem İ’d-i Fıtr, hem Cuma hem de Nurun Bayramını yaşıyoruz.

Husûmetlerin İnadına Gelir Bayram

“Her doğruyu demek doğru değildir” süzgecinden geçirmediğiiz her kelâm, bir kalbi yıkabilecek veya bize “kardeş eti yedirebilecek” riski taşır. Yayından fırlamış okun geri dönmemesi gibi, dudaklarımızın arasından çıkıveren talihsiz bir ifadenin de telafisi olmaz. Kalpleri kırdıktan sonra tamir etmeye çalışmak yerine, ağzımıza kadar gelen muvazenesiz bir sözü yutup sindirmek, bize halis bir niyetle (menfi) ibadet sevabı kazandırabilir. Bu “güzel ahlak mekanizması”nı her daim çalıştırmak, kemâlât basamaklarını uçarcasına çıkarıp bizi Rabbimize yaklaştırabilir.

İzzet, “ağzı gevşek” bir adamın bize taşıyıp getirdiği bir dedikodu karşısında, “O öyle dememiştir!” tepkisini verip mümin kardeşini zemmetmeye tenezzül etmemektir.

Ramazan Bayramı

Bugün yeryüzünde yaşayan iki milyara yakın Müslümanın iki büyük bayramlarından biri olan Ramazan Bayramı'dır.
Bayram günleri Allahu Azîmüşşan'ın bizlere İlahî bir lütfudur.

Biz de O'na hamd ü sena eder; tevhid, teşbih ve tekbirlerle O'na kul ve asker olmanın izzet ve şerefini bütün kâinata ilân ederiz.
îman ederiz ki, Allah birdir. Herşeyin dizgini O'nun elinde; herşeyin anahtarı O'nun yanındadır. Herşey O'nun emriyle halledilir.

Risale-i Nur'da Bayram Hakikati

ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
Nev'-i beşerin ağlanacak gülmelerine, endişe-i istikbal ve akibet-bînlik adesesiyle, gayet şaşaalı bir gece bayramında, hapishane penceresinden bakarken, nazar-ı hayalime inkişaf eden bir vaziyeti beyan ediyorum.

Sinemada, eski zamanda mezaristanda yatanların vaziyet-i hayatiyeleri göründüğü gibi, yakın bir istikbalde mezaristan ehli olanların, müteharrik cenazelerini görmüş gibi oldum. O gülenlere ağladım. Birden bir tevahhuş, bir acımak hissi geldi. Aklıma döndüm, hakikattan sordum: "Bu hayal nedir?" Hakikat dedi ki:

Elveda Yâ Şehr-i Ramazan

Ey güzellik diyarının ışığı. Şimşek gibi deldin ve geçiyorsun. Işığının âşığıyız. Geldin, sevindirdin.

Şimdi de tam bulduk ve kavuştuk derken, yine ‘elvedâ’ deyip gidiyorsun. Bu kaçıncı hasret, bu kaçıncı vuslat, kim bilir?

Hiçbir saray, hiçbir sofra sunmadı senin sunduğun zenginliği. Sultandan dilenciye kadar, kapının eşiğinde herkes mutlu, herkes huzurlu. İnsanı insan eden, daha da ötesi mü’min eden, çok çabuk mayalayan bir sırrın var. Dileriz bu sır kalıcı olur üstümüzde…

Kadir Gecesi ve Kur'anın Hayatımıza İnzali

A-Kadir Gecesi

Kadir gecesinin dini hayatımızda ayrı bir yeri ve önemi vardır. Gecelerin en önemlisi ve feyizlisi Kadir gecesidir. Kur’an-ı Kerimde adı zikredilen tek gece de Kadir gecesidir. İnsanlık için bir hidayet kaynağı ve kurtuluş reçetesi olan Kur’an-ı Kerim bu gecede indirilmeye başlamıştır. Bu gecede yapılan ibadet, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerimin 97. el-Kadr suresinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Doğrusu Biz onu (Kur'an-ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir

Risale-i Nur'da Leyle-i Kadir Hakikatı

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bu parça hem Lâhika’ya, hem İ’caz-ı Kur’an’ın âhirine yazılacak. Birkaç gün sonra ehemmiyetli bir parçayı da göndereceğiz.

Mübarek Ramazan’ın Leyle-i Kadir sırrıyla, seksenüç sene bir ömr-ü manevî kazandırması sırr-ı hikmetiyle ve Risale-i Nur’un şakirdlerindeki sırr-ı ihlasla tesanüd ve iştirak-i a’mal-i uhrevî düsturuyla herbir sadık şakird, o fevkalâde manevî kazancı elde edeceğine gayet kuvvetli bir delili budur ki: Bu daire içinde kırkbin, belki yüzbin hâlis, hakikî mü’minlerin içinde hakikat-ı Leyle-i Kadr’i elde edecek bir-iki, on-yirmi değil, belki yüzlerin elde etmesi ihtimali kavîdir.

Mübarek Kadir Gecesi!

Bunu bize hediye etti Hakîm-i Ezeli,
Bu gece biz günahkârlara Rabbin lütuf eli.

Şefkati sonsuz olan Vedudun bir hediyesi,
Hak etmeden insanı verilenin ta kendisi.

Mu’cize olan İnsanı çok seven büyük Allah,
Ateşte yakmamak için sebep gönderir Vallah.

Dert ile telaşeler saldırıyorlar insana,
Bu gece kurtuluş sebebi değil mi söyle bana.

Salih Amele Sarılma Üzerine Bir Hasbihal

Pek aziz ve muhterem Kardeşim!
Üç aylar ve Ramazanı mübarek ve KADİR gecesine geldik derken, ne kadar çabuk geldi değil mi? Sanki dün oruca başladık. Birgün ömrümüzün sonuda geldimi ah ne çabuk geçti diyeceyiz. Yalınız en mühimi olan şu ki: Bizi ölü atomlardan Hulasa-i mevcudat ve Kâinatın şuûrlu meyvesi  yaratan Rabbimize çok dua edelim ki bizleri ve bütün müslümanları kendi rızasına yönelik bir şuura isal etmekle önce menhiyyattan (Yasaklardan) kaçabilmeyi, bâ’dehu (ondan sora) ameli salihaya sarılmakla bizi ve bütün âlemi islami hakiki Bayrama kavuşturmuş olsun. Amin Amin Amin, Böylece Bu mübarek gecenizi ve Bayramınızı tebrik ettikten sonra, siz kardeşlerimi müslümana yakışmayan şeylerden pâk ve nezih olduğunuzu bilerek, o kıymetli vaktinizi benim gibi boşa harcayan birine benzeyen biriyle yaptığım sohbeti dinlemeye biraz vakit harcamanıza davet ediyorum.

Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyden Ramazan Bayramı Tebriği ve Bazı Meseleler


Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin talebelerinden Hüsnü Bayram ağabey Leyle-i Kadir, Bayram Tebriği ve Günümüz Hadiseleriyle Alakadar Bir Mektup yayınladı. Ve Nur talebelerinden dikkatlice okumalarını rica etti.

İtikaf Nedir, Nasıl Îtikâfa Girilir?

Resûl-i Ekrem (asm) âhirete irtihallerine kadar her Ramazan'ın son 10 gününü îtikâf ile geçirirlerdi

Îtikâf, lügatte, bir şey'e devam etmek, bir şey'i bekleyip durmak mânasına gelir. Istılahtaki mânası ise, 5 vakit cemaatle namaz kılınan bir camide, ibâdet niyetiyle durmak, ikâmet etmek demektir. Îtikâfa giren kimseye ise, mûtekif veya âkif denir.

Îtikâfın Hükmü Nedir?

Îtikâfın meşrûiyeti, Kur'an ve Sünnet ile sâbittir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

İnfak Etme Hakkında Ayet ve Hadisler

Resulullah (sav) bir keresinde, "Hanginiz, varisinin malını kendi malından daha çok sever?" diye sordu. Cemaat: "Ey Allah'ın Resul, içimizde, herkes kendi malını varisinin malından daha çok sever" dediler. Bunun üzerine: "Öyleyse şunu bilin: Kişinin gerçek malı hayatında gönderdiğidir. Geriye koyduğu da varislerinin malıdır."
Ravi : Hz. İbnu Mes'ud
Kaynak :Buhari, Rikak 12, Nesai, Vesaya 1, (6, 237-238)


Resulullah (sav) buyurdular ki: