Ahmet Aytimur Kimdir?

AHMED AYTİMUR
Ahmed Aytimur Ağabeyimiz 1924 Elazığ doğumludur. 1948 senesinde 24 yaşına gelince hem çalışmak, hem de Kur’anî dersler almak için İstanbul’a gelir. Allah O’na, aradığını İstanbul’da fazlasıyla lûtfeder… Bir ömür boyu hadimi ve naşiri olacağı ‘Kur'an-ı Hakîmin hakiki bir tefsiri ve o güneşin bir nuru ve onun bir memuru olan Risale-i Nur’u’ nasip eder ona…

Ahmet Aytimur Ağabey Kimdir?

Ahmed Aytimur Ağabeyimiz 1924 Elazığ doğumludur. 1948 senesinde 24 yaşına gelince hem çalışmak, hem de Kur'anî dersler almak için İstanbul'a gelir. Allah O'na, aradığını İstanbul'da fazlasıyla lûtfeder…  Bir ömür boyu hadimi ve naşiri olacağı 'Kur'an-ı Hakîmin hakiki bir tefsiri ve o güneşin bir nuru ve onun bir memuru olan Risale-i Nur'u' nasip eder ona… İçi kaynayan Aytimur hemen o nurların sahibi ve müellifi Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini arar, bulur ve Emirdağ'ında ziyaretine gider… Artık âlemi değişmiştir… Hayat programını yeniden düzenler; hayatını, hayatın mûcidine feda eder, vakfeder… Çoluk çocuk, ev, evlenme, mal, mülk bunları lûgatından siler atar… Bunların manasını da bilmez olur Ahmet ağabey… Daha doğrusu manasızlığını bilir… Milyarlar senelik hayat-ı bakiyenin yanında, faniyatın manasızlığını kendi âleminde bilir, keşfeder

Ahmet Aytimur 1950 senelerinin başlarında önce Süleymaniye'deki 50 numaralı evde; birkaç sene sonra da yine Süleymaniye Kirazlımescid Sokaktaki 46 numaralı evde, daha doğrusu dersanede kalmaya başlar. 46 numara, aynı zamanda 1962 senesinden itibaren Zübeyir ağabeyin vefatına kadar kalacağı evdir. O zamanki ev arkadaşları; Muhsin Alev, Mehmet Fırıncı, Mehmed Emin Birinci, Üzeyir Şenler, Hakkı Yavuztürk gibi İstanbul'un ilk genç nurcularıdır... Bu bir avuç insanın en mühim görevi ise Risale-i Nur'un eski ve yeni harflerle neşridir… Bu ağabeylerin ilk başlarda yazarak ve teksir ederek başlattıkları İstanbul neşriyat hizmetleri, 1956'dan itibaren matbaalarda devam eder… Aytimur Ağabey onlardan birisidir ve o artık nâşirdir…

Bu genç kadronun 1950 senesinde yeni harflerle tab ettirdikleri Gençlik Rehberi Risalesi sebebiyle, 1952'de Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkında  bir dava açılır… Büyük Üstad bu vesileyle çeyrek asrı aşkın bir zamandan sonra tekrar İstanbul'dadır… Bediüzzaman'ı İstanbul'da Ahmet Aytimur ve diğer talebeleri karşılarlar… Artık 52'den itibaren vefatına kadar zaman zaman İstanbul'a teşrif edecek olan Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri onların misafiridir…

Emirdağ Lâhikasında Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir vasiyetnamesi vardır. Bu vasiyetnamede Ahmet Aytimur Bediüzzaman'ın varisleri arasında sayılmaktadır. Mektubun ilgili kısmı şöyledir:

"Vasiyetnamemdir

"Aziz, sıddık kardeşlerim ve vârislerim!

"Ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir. Benim metrukâtım ve Risale-i Nur'dan olan benim hususî kitablarım ve güzel cildlenmiş mecmualarım vesair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikalarının heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten oniki (*) kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki; emr-i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrukâtım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin.

(*) "Kardeşim Abdülmecid, Zübeyr, Mustafa Sungur, Ceylan, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, Rüşdü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Âtıf, Tillo'lu Said, Mustafa, Mustafa, Seyyid Sâlih."[1] (Em. Lâhikası 136)


Ahmet Aytimur Ağabeye yaptığım her ziyaretimde, bu vasiyetin verdiği mesuliyet ve ağırlığı omuzlarında hissettiğini hep hissettim. Aslında her nur talebesinde olması gereken; neşir, tashihat ve Risale-i Nur'un orijinalliğinin muhafazası hususlarında fevkalade hassasiyet gösterdiğini gördüm… Kendisi el'an 'Envar Neşriyat' ile, neşriyat hizmetlerine devam etmektedir…

1968'den beri yüzlerce ağabeyle görüştüm, hatıralarını aldım, saatlerce kayıtlar yaptım. Ama itiraf ediyorum ki, en zoru Ahmet Aytimur ağabeyimizle oldu... Çok zorlandım… Konuşmak istemiyor, hele kendinden hiç bahsetmek istemiyordu…  Sık sık, "Risalelerde var oradan okuyun" diyordu… Artık şefkatine sığınarak kameramı açıp sınırları aşmadan Bilal ve Hüseyin kardeşlerin de yardımıyla sorular sorup kendisini zorluyorduk… Bazen ayaküstü sohbeti tarzında, bazen de yürürken peşine takılarak kapı aralığında bile oluyordu sohbetimiz… Okuyacağınız hatıralar çok daha fazla olabilirdi… Ama ne yapalım ki şimdilik bizden bu kadar. Zannedilmesin ki bu konuşmalar bir kerede oldu bitti. Öyle değil; 3-4 sohbetin neticesinde çıktı bu kadar netice… Yalnız Ahmet ağabey hiçbir zaman bana kızmadı ve darılmadı… Herhalde, samimi olarak, ihlâsla hatıralarını kaydetmek istediğimi ferasetiyle anlamıştı.

Bir de; Ahmet ağabey çok şefkatli, çok lâtifeli ve esprili birisi… Cevap vermek istemediği zaman hemen bir nükte ile işi bağlıyıveriyor…

Allah gani gani rahmet eylesin… Âmin…

Hiç yorum yok: