Sünnet-i Seniyyeye Tabi Olmak ve Tıp İlminden Bir Misal

Bu zamanın mühim bir hastalığı, fenlere adeta yeni bir din gibi tapmak (!).. Fenleri -yenilenmelerinin ve değişmelerinin ardı arkası kesilmediği halde- ‘hayatta en hakikî mürşid’ gibi kabul etmeğe kendini sunî bir şekilde zorlamak ve böylece de en hakikî mürşit olan Kur'an ve Hadislerin irşad ve tebliğini kabul etmemek için bir yol aramak (!)..

Ne gariptir ki aynı fenler, bazı insanları, imana da, küfre de götürebilen fikir yollarındaki yanlış seçim ve tercihlere karşı ikaz ve irşad ediyor; asıl ‘hakikî mürşide’ dikkatleri çekiyor.

Bu mevzuda verilebilecek misallerden biri, birçok insan tarafından hakîr, kerîh, çirkin, sebeb-i vücudu anlaşılmaz ve lüzümsuz gibi değerlendirilen sülük adlı hayvanla alakalıdır.

Bir Müslüman, Vatanına Zarar Verecek en Ufak bir Harekette Bulunamaz!

Mehmet Kırkıncı Hocaefendi, son günlerdeki tartışmalar üzerine “müsbet hareket” çağrısında bulundu.

Devlete itaat etme üzerinde duran Kırkıncı Hocaefendi, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinden örnek verdi.

Kırkıncı Hocaefendi, “Maruz kaldığı o kadar zulüm ve işkencelere rağmen, Bediüzzaman hiçbir zaman devlete zarar verecek en ufak bir harekette bulunmamış, menfi hareket düşüncesinde olanlara da her zaman karşı çıkmıştır” dedi.

İşte Mehmet Kırkıncı Hocaefendi’nin açıklaması:

Kadınlarda; Cesaret, Sehavet ve Sadakat

Değerli dost, arkadaş, kardeş ve bacılarım;

Cenab-ı Allah’ın rızasına, Kur’an’ın ve dinin hükümlerine riayet ederek, uyarak yaşadığımız zaman bu fani dünya hayatımızı da, huzurlu, mutlu, güzel, sürurlu ve muhabbetle yaşayabiliyoruz.

Ancak ALLAH’ın (Dinin) emirlerinden, hükümlerinden, tavsiyelerinden ve nasihatlerinden uzaklaştıkça, uymamaya başladıkça; huzursuzluk, sıkıntı, geçimsizlik ve musibetlere maruz kalmakta, düçar olmaktayız. Aşağıda iktibas ettiğim (alıntı yaptığım) yazılarda ki hüküm, tespit ve teşhise, konuya açıklık getirmek bakımından birkaç cümle ile temas etmek gerekirse şu hususları söyleyebilirim;

Zübeyir Ağabeyin Aile Efradına Yazdığı Bir Mektup

Zübeyir Gündüzalp’in Ermenek’teki aile efradına 1950’li yıllarda yazmış olduğu bir mektup.. Ehemmiyetine binaen, biz de bunu sizlerle vefatının sene-i devriyesinde memnuniyet içinde paylaşmak istedik. Buyurun, birlikte okuyalım…

Müşfik ve muhterem pederim, validem, sevgili kardeşlerim ve eniştelerim;

Zübeyir Gündüzalp'ten İslama Gönül Verenlere Notlar

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin fedakar talebesi Zübeyir Gündüzalp ağabeyin, kendi nefsine tuttuğu notlardan bazıları. İstifade etmek niyeti ile bilginize sunuyoruz:

Fenalık ve iftiralara ne kadar feci bir surette maruz kalınırsa kalınsın; mukabele-i bil misil etmemek, tövbe ve istiğfara devam etmek, sabır ve tahammüle çalışmak.

Zübeyir Gündüzalp Ağabeyden Dusturlar

☑ Aklını çalıştırarak oku.

☑ Yüksek yerlerin hâfıza üzerindeki tesiri büyüktür.

☑ Ezberlemek hâfızayı açar.

✔ Yatarken imanî bahisleri oku. Bütün tehlike okuyamamaktan çıkıyor. Okuyamamaktan kork!

İslam'da, Cemaat ve Ümmet Vardır

Dünyamız, siyasî rejim adı altında, fakat gerçekte ferdin manevi yapısı ve yaşayışına dayalı telakki tarzlarından örülü ayrı kutuplara bölünmüş durumdadır... Bir tarafta emperyalizm-kapitalizm, bir tarafta sosyalizm-komünizm...

Emperyalizm de, kapitalizm de, sosyalizm de, komünizmde de - taşıdıkları isimler ne olursa olsun-muhteva olarak müşabih bütün bu hareketler, aslında sınıfçılık şuuru ile beslenmiş sınıf hareketleridir.

İslâm'da ise, cemaat vardır, ümmet vardır, MUHAMMED (A.S.M.) ÜMMETi'ni teşkil eden ve onların müşterek tefekkürü, hayat nizamı temelinde kucaklamış MİLLETLER CEMAATİ vardır. Esas tefekkürde birleşmiş olan Müslüman milletler, kendi milli hususiyetlerine, yaşadıkları coğrafyanın şartlarına ve örflerine uygun tarzı,  iradeleriyle tercih ederler. Bütün bunlar, talî ve mahallî tedbirlerdir.

'Aldanırız, Fakat Aldatmayız' NEDEN ?

Başlıktaki bu söz, Risale-i Nur müellifinin, Eski Said döneminden miras kalmış sözlerinden biridir. Ve, öncesi de vardır bu sözün: “Biz ki hakikî Müslümanız: aldanırız, fakat aldatmayız.”

Eski Said’in eserleri 1950’li yıllarda Bediüzzaman’ın tensip ve tashihiyle yeniden yayınlanırken Divan-ı Harb-i Örfî’de bu şekilde yer alan bu sözün, 1911’de neşredilen orijinal nüshada ise “Biz Kürdler ki, aldanırız, fakat aldatmayız” diye geçtiği görülür.