Büruc Suresinden İsrail Ve Filistin'e Bakış

İsterdim ki ibret alınsın, isterdim ki tarih tekerrür etmesin ve isterdim ki ben bu yazıyı ikinci kez yayınlamak mecburiyetinde kalmasaydım.

Bu gün sabah namazının farzını kılarken ilk rekatında zamm-ı sure olarak Bürüc suresini okudum. Okurken manasını düşündüm, dikkatle baktım -aman Allahım- Büruc suresi günümüzü anlatıyor, Ortadoğu ve İslam coğrafyasının başına gelenleri anlatıyor, dedim, aklıma ve tefekkür alemime düşenleri okurlarımla paylaşmak için bilgisayarımın başına geçtim. Yazmaya başladım.

Büruc suresinin günümüzü anlatması da gayet doğaldır. Çünkü Kur’an, Üstad-ı Muhterem’in tesbitiyle geçmiş ve geleceği, ezel ve ebedi şimdiki zaman gibi gören ve bilen Allah’ın kitabıdır (1) Zamanın ve asırların geçmesi Kur’an’ı yaşlandıramaz. O daima genç ve tazedi (2) Her asırda yeni nazil oluyor gibi tazeliğini ve gençliğini koruyor. İnsanların eserleri ve kanunları, beşer gibi yaşlanıyor; değişiyor. (3) Allah ise, eskimez ve yaşlanmaz. Eskimez ve yaşlanmaz ki kelamı da eskisin ve yaşlansın.

Kur’an’ın yeni nazil oluyormuş gibi tazeliğini ve gençliğini gösteren delillerden biri de Kur’an’ın seksen beşinci suresi olan Büruc suresi ve onun ayetleridir. Kur’an’ın kısa surelerinden biri olmasına rağmen, nerdeyse temas etmediği konu yoktur. Sanki Kur’an, Büruc suresinde toplanmış ve özetlenmiştir ve sanki Kur’an, günümüzdeki olaylar üzerine nazil olmakta, onlara ışık tutmakta, kimi hangi kategoriye sokacağımızı bize göstermektedir.

Buruc suresi, inanan ve zulme maruz kalanlara teselli ve müjdeyi, inanmayan zalimlere de tehdit ve azap haberlerini içermektedir.

Buruc Suresinde Ashab-ı Uhdud’dan bahsedilir. Ashab-ı Uhdud, hendek veya çukur halkı anlamına gelmektedir.

Kimdir bu hendek ashabı? Ne yapmışlardır? Kur’an bunlardan niçin bahsetmektedir?

Şimdi bu soruların cevabını bulmaya çalışalım.

Ashab-ı uhdud hakkında tefsirlerde farklı rivayetler vardır. Bunlar arasında en meşhuru, Yemen/Necran hükümranlığını ele geçiren ZuNuvas ile alakalı olandır. ZüNüvas, dönemin zalim ve diktatörlerinden biridir, bu zalim ve despot adam aynı zamanda bir Yahudi’dir.

Ebrehe, Kabe'ye yönelik başarısız saldırısında Hıristiyanlık taassubu ve dürtüsüyle hareket ederken, ZüNuvas da daha öncesinde Necran'da Hz. İsa’ya (a.s) inanmış olan müminlere yönelik vahşi bir katliam gerçekleştirmiştir.

Dördüncü asırda Yemen’e hakim olunca, uzanluğu 20, genişliği 12 metre olan hendekler kazdırmış, onların içinde ateş yaktırmış sonra da Necran ahalisine seslenmiş: “Ya Yahudiliği kabul edersiniz, ya da bu ateşte yanmayı. Başka seçeneğiniz yoktur!” demiştir.

Necran ahalisi, bu zorbalığa “hayır” deyip direnç gösterince ZüNüvas, erkekleri ve kucaklarında çocuklarıyla beraber kadınları ateşle dolu o hendeklere attırmış, diri diri yaktırmıştır.

“Çeşitli rivayetlerin bildirdiğine göre, binlerce mümin bu hendeklere atılmış, fakat Allah Teala müminlerin ruhunu, ateşe düşmeden önce kabzetmek suretiyle onları, ateşin azabından kurtarmıştır.”

Bu şekilde öldürülenlerin sayısı bir rivayete göre 20.000, bir rivayete göre de 70.000 kadar olduğu söylenir.

Halk ateş dolu hendeklerde yanarak can verirken, onlara o hendekleri kazan zalimler ve o zalimlerin destekçileri de hendeklerin çevresinde oturmuş büyük bir keyifle onları seyretmişlerdir.

Şimdi değişen bir şey var mı? Filistin, Irak, Suriye ve benzer adlardaki hendeklerde mazlumların yanışını bu bölgelerin dışında kalan zalim güç odakları seyretmektedir. Esip-gürlemekten, yalancı pehlivanlıktan başka yapılan bir şey var mı?

Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah, geçmiş devirlerin hendek kazıcılarına ve o hendeklerde diri diri insanları yakanlara nasıl muamele ettiğini bütün insanlığa duyurmak ve göstermek için bir sure indirmiştir. Onun adına Büruc suresi demiş, bu surede günümüzün olduğu gibi, dünün ve yarının darbeci, katliamcı ve hendekçilerininakıbetlerini bildirmiş, bu bildiri ile hendekçi ve katliamcıların ödünü koparmış, zulme maruz kalan masum ve mağdurları da cennetle tebşir eylemiştir. Bize düşen de işte böyle Büruc suresinin mesajını günümüze taşımak olmuştur.

Şimdi gelin, Büruc Suresindeki ilgili ayetleri hep beraber okuyalım, o pencereden geçmişi, geleceği ve günümüzü seyredelim.

Allah Teala buyuruyor:
“Burçlarla, yıldızlarla süslü göğe, geleceği va’d olunan kıyamet gününe, Şahid ile meşhuda, olayları görene ve görülen olaylara yemin ederim ki:

Göklerin ve yerin tek hakimi,mutlak galip ve bütün övgülere layık olan Allah'a iman edenlere hendek kazanlar, hendekleri ateşle doldurup inananları diri diri bu hendeklere atıp öldürenler, sonra da o hendeğin çevresinde oturup yanan insanları seyredenler, bu zulmü kınamayıp sessiz kalanlar gebermişler ve lanetlenmişlerdir.

Bu lanetliklerin, müminlerden intikam almalarının sebebi, başka bir şey değil, sadece Allah'a inanıyor olmaları ve o iman ile gitmek istemeleriydi. O Allah ki Azizdir, kimse onun yücelik ve kuvvetine karşı gelemez, Hamid’dir, bütün övgülere layık olan O’dur.

İnanmış erkeklerle, inanmış kadınları öldürüp de yaptıklarına tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve pek yakıcı bir azap vardır. Allah her şeye şahittir.

İman edip güzel işler ve güzel ibadetler yapanlara gelince, onlar için altından nehirler akan cennetler vardır. İşte bu çok büyük bir kurtuluştur. Bununla beraber Rabbinin zalimleri tutması ve yakalaması çok şiddetlidir.” (4)

BU GÜN İSLAM COĞRAFYASINDA OLANLAR
Bu ayetlerde anlatılan insan figürlerinin hepsi, bu gün İslam coğrafyasında görülmektedir. Bu gün maalesef bu coğrafyada inancını ve düşüncesini dayatan ZüNüvaslar var. Dayatmalara itaat etmeyen toplumların hendeğini kazanlar var. Camilerde ve evlerde bulunan insanları türlü türlü ateşli silahlarla, kimyasal gazlarla diri diri yakanlar var. Kimyasal silahlarla insanları ve çocukları bağırta bağırta katleden zalimler, fasıklar, kafirler, müfsitler, münafıklar var. Bütün bu olup bitenleri seyreden, katliama katliam demeyen, zalimlerin zulmüne engel olmayan zalimler, münkirler, müşrikler, müfsitler var. Bu ateşi söndürmek, masumları ve mazlumları zalimlerin elinden kurtarmak isteyen halis, muhlis müminler var, inançlarından dolayı şehid olmayı göze alan azimet erbabı var. Zilletle yaşamaktansa, izzetle ölmeyi tercih eden kahramanlar var. Bu dünyaya geliş gayemizin Allah’a ibadet ve Allah’ın dinine hizmet olduğuna kesinkes inananlar ve inançları doğrultusunda yaşamak isteyenler ve bu uğurda koşanlar, koşuşturanlar var.

Ayetlerin sonu ne güzel bitiyor: “Allah her şeye şahittir.” Allah her şeyi görmektedir. Zalimleri de, zalimlerin destekçilerini de.“Rabbinin zalimleri yakalaması ise çok şiddetlidir.”

Allah buyuruyor: “Ben mühlet veriyorum, ama ihmal etmeyeceğim.Sabrediyorum, ama asla unutmayacağım. Benim tuzağım metindir, kuvvetlidir.Tuzağıma düşürdüğümü bir daha bırakmayacağım." (5)

"Zalimlerin hesabını, cezasını, belasını gözlerin apışıp kalacağı, şaşırıp kamaşacağı dehşetli bir güne mahşer gününe bırakıyorum." (6)

Yazı: Dr. Vehbi Karakaş


1-Bkz. Nursi, Said, Sözler, 397
2-Bkz. Nursi, Mektubat, 181
3-Bkz. Nursi, Sözler, 407
4-Bkz. Büruc, 85/1-12
5-Bkz. Kalem, 68/45 tefsiriterceme ile.
6-Bkz. İbrahim, 14/42; ayrıca bkz. Yıldırım, Suat, Açıklamalı Kur’an Meali; Özcan, Mustafa

Hiç yorum yok: