İç Muhasebe - Av. Bekir Berk

(Mareşal Fevzi Çakmak hadisesi ile ilgili olarak Büyük Doğu mecmuasında 22 Ekim 1946 günü yayınlanan yazı.)

İÇ MUHASEBE

Göçen Mareşal

Evet, bir mareşal böyle göçtü; başka tek kelimemiz yok! O Mareşal ki, bir zamanlar biricik ümidimizdi! Hadise malum; (D.P.)’nin taktika ağına çok ucuz ve çok kolay şekilde düştükten sonra, bir de, mücerret ve gerçekten gülünç bir takım tabir ve dâva maskeleri altında Kızıllara da kapılıvermek ve son prestij mangırına kadar harcanmak. Meğer Mareşalin gönüllerde Mareşal kalması için, evinden ve sükûtun dairesinden dışarıya tek adım atmaması lazımmış!...

Sen Nesin? Av. Bekir Berk

(Sene 1946. İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı mevkiine kurulmuş, CHP'nin iktidara çöreklenmiş olduğu devir... Türkiye açlıktan kıvranmaktadır. Karaborsa her yeri sarmıştır. Gayrimüslimlerin karaborsacılık yapmaları, Müslüman Türk halkını soymaya çalışmaları bir derece normal karşılansa bile bu Müslüman milletin içinden çıkan bir kısım tüccarların aynı şekilde halkı karaborsacılık yoluyla soymakta tereddüt etmemesi karşısında ruhu isyanla dolan bir kişi olarak kalemi eline alan Berk, «Sen Nesin?» diye sormakta; Hukuk Fakültesi birinci sınıfında okuyan bir talebe olarak bu haksızlığa niçin tahammül edemediğini belirtmektedir.)

Namaz (Şiir)

NAMAZ

Cin ve insanların en büyük işi
Olan ibadeti yapmayalım mı?
İster erkek olalım isterse dişi
Farz olan namazı kılmayalım mi?

Büyük imtihanı kazanmak için,
Var olduğumuzu bilmeyelim mi?
Geldik ni’metlere şükretmek için,
Düşünüp anlamış olmayalım mı?

Hz. Mevlana'dan Vecizeler

Mutasavvıf, mütefekkir, şair (D. 30 Eylül 1207, Belh / Afganistan - Ö. 17 Aralık 1273, Konya). Tam adı Mevlâna Celâleddin Muhammed Rumî olup, Mevleviyye tarikatının kurucusu olarak kabul edilir. “Mevlâna” adı; “efendimiz”, “başkanımız” anlamlarına gelir ve kendisine duyulan sevgiyi ifade eder. “Rûmî” adı ise, Konya’da, yani o zamanlar Diyarı-ı Rum (Rum memleketi) denilen Anadolu’da yaşamış olması nedeniyledir. Babası, bilgin ve mutasavvıf, Sultanu’l Ulema (Bilginlerin Sultanı) unvanıyla tanınan Muhammed Bahaeddin Veled (1191-1231); annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Sultanu’l Ulema, Moğol istilasının başlaması nedeniyle ailesini yanına alıp Şam ve Hicaz’a uğradıktan sonra Anadolu’ya gelmişti. Bir süre Malatya, Erzincan, Akşehir ve Larende (Karaman)’de kaldıktan sonra Konya’ya yerleşti (1229).

Hz. Mevlana'dan bir kaç manalı sözler.

Kocana Yâr Mısın?..

Genç, kapalı bir hanım, dört beş yaşlarındaki kızının elinden tutmuş bana geldi, diyor ki;

"İbni Teymiye'yi okudum. Tarikata, şeyhe, rabıtaya karşı çıkıyor. Buna ne dersiniz?"

Hanım, imam hatip lisesi mezunuymuş. Kitap okumayı ve dinî hizmette bulunmayı çok severmiş. Fakat...

Evet, fakat kocası da başka bir kadınla yaşamaya başlamış. Ne yapmalıymış?

Dedim ki:

Gerçek Baba

GERÇEK BABA

Babadır, evin ana direği,

O bilir ve yapar gereği,

Alır baltayı, bazan küreği,

Onla rahatlar, âile yüreği.

Âilerde baba, durmaz koşar,

Başka şeyi, hiç sevemez, boşar,

Bediüzzaman'ı Dünyanın Düşünce Ufkuna Taşımak


Bir medeniyet, o medeniyete asliyetini, hüviyetini, asaletini ve şahsiyetini veren ruhunu yitirdiği  ân inişe geçer; tökezler ve düşe kalka hayatta kalmaya çalışır; ama nafile.
Peki, ruh, ne zaman biter? Kendisini var kılan vasatı ve bu vasatı var kılan vasıtaları, yani medeniyetin ruhuna hayat veren, hayatiyet kazandıran sembollerini, üslûbunu, kısacası "dil"ini (vasatı oluşturan iki dil'i) yitirdiği zaman.

Ruhunu ve dil'ini yitiren bir medeniyet varolamaz; nasıl varolması gerektiğini bilemez. Bu medeniyetin çocukları ise, başkalarının, bambaşka vasatlarda geliştirdikleri "dil"leri konuşur; tarihte tatile çıkar, başkalarının yaptıkları tarihte oraya buraya sürüklenirler. Hiçbir zaman özne (üreten) olamaz; sadece nesne (tüketen) olurlar. Ortaya çıkan şey, bön ve berbat karikatür tipler ve durumlardır. Aşağılık kompleksi her bir tarafı kaplar artık.

İslâm ve Bediüzzaman: Dil ve plastisite

Son Bediüzzaman yazım dolayısıyla yapılan tartışmalar, Bediüzzaman'ın anlaşılmadığı görüşümü doğrulamış oldu.

Müslümanların en temel meselesi, "dil" meselesidir; yani İslâm'ı anlayarak ve hayatımıza aktararak Müslümanca varoluş, yaşayış, duyuş, söyleyiş ve düşünüş biçimleri vücûda getirebilme meselesi. Bu ise, bir plastisite ("yoğurulma"), bir usûl meselesidir.

Dil meselesini de, Bediüzzaman'ı da anlayabilmenin yolu, İslâm'ın sunduğu, çağımızda Bediüzzaman'ın yeniden hayat ve hayatiyet kazandırdığı iki dile de vakıf ve hâkim olabilmekten geçiyor.

Bediüzzaman'ın Üflediği Ruhu Atlamak

"Anahtar, Bediüzzaman/da/dır" derken, İkbal, Elmalılı, Babanzade, Akif, Filibeli Ahmet, Sait Halim Paşa, Şeriati, Mevdûdî, Seyyid Kutup, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç gibi düşünürleri gözardı ediyor değilim.

 

Bediüzzaman'ı diğerlerinden ayıran iki temel özelliğe / farka dikkat çekiyorum: Birincisi, Bediüzzaman, dört çağın adamı olması ve iki dil üretmesi hasebiyle İslâm ilim ve düşünce geleneğinin son halkasıydı. İkincisi, Bediüzzaman, yalnızca ilimle uğraşmamış, ilmini amel'e tercüme ederek / eyleme dökerek bu topluma ve bu dünyaya esaslı bir ruh üflemiştir.

Anahtar, Bediüzzaman/da/dır

Son bir yüzyılda Müslümanların yetiştirdiği iki büyük düşünür var: Biri İkbal, diğeri Bediüzzaman. Ancak Bediüzzaman, İkbal'den daha büyük ve daha esaslı bir düşünürdür.

Bediüzzaman'ın popüler olması, esas itibariyle iyi bir gelişme değildir. Bilakis, bu, asıl iyi gelişmelerin önünde bir engeldir. Çünkü bu, Bediüzzaman'ın anlaşılmasıyla değil, anlaşılamamasıyla, hatta yanlış anlaşılmasıyla sonuçlanacaktır.

İnanç yok edilmek isteniyor ilkokul ve ortaokulda İlm-i Kelam okutulmalı

Nevzat Tarhan: Şu anda iletişim kanallarının neredeyse hepsi küresel olarak insanların inancını yok etmek için çalışıyor.


Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İletişim kanallarının neredeyse hepsinin insanların inancını yok etmek için çalıştığını, buna karşılık İlm-i Kelam’ın ilkokul ve ortaokul seviyesindeki çocuklara anlatılması gerektiğini söyledi.

Hicri Yıla Girerken (1442)


Pek Aziz Muhterem ve Muteyakkiz Kardeşim!

Duhuli ile müşerref olduğumuz (1442) sene-i devriye-i Hicrinizi can u dilden tebrik ve tes’id eder, tüm âlemi islâm ile birlikte memleketimize hayırlara vesile olmasını temenni ve niyaz ederiz.

Aziz kardeşim!

Zaman gösterdi ki cennet ucuz değil cehennem de lüzumsuz değil” prensibinden hareket ederek hicreti böyle tarif etmek gerek: Hicret demek Allah rızası için kötülükten iyiliğe. Günahlardan sevaplara. Haramlardan helale. Dünya geçimimizi temine çalışırken ebedi hayatı unutmamaya geçmek.

Ümitli Olmak, Şifadır...

İnsan acizdir. 
Bir felaket mallarını alır götürür, bir hastalık onu yatağa salar, bir iftira hayatını berbat eder... Dertler çok... Milyonlarca bela dolaşıyor... Amma hepsi Allah'ın emrinde... Onlar bir bakıma melektir. Allah o dertlere diyor ki: "Şu kuluma git. Cenneti istiyor bu kulum benden. Sen, git ki, o adamın günahları azalsın, sevapları artsın."


Dert gidip, saplanıyor o adama! Adam başlıyor oflamaya... Derdi vereni bilmiyor adam.

Derdi vereni bildinse sefa ender sefadır bil... Bediüzzaman buyurmuş ki:

Düşüncelerinizi Gözden Geçirmek İster Misiniz?

Ders ve ibret alınacak, çok faydalı bir yazı!

Bazen düşüncelerimi kontrol etmek istiyorum.

-Acaba doğru düşünüyor muyum? diye kendime sorular soruyorum. Çevremden telkin edilen görüşler isabetli mi, yoksa uydum kalabalığa diyerek mi düşünüyor, yaşıyorum?

Bu gibi sorular, doğru düşündüklerine inandığım maneviyat büyüklerinin davranışlarını incelemeye itiyor beni. İsterseniz düşüncelerine değer verdiğimiz İslam büyüklerinin anlayışlarına şöyle bir göz atalım. Dikkatimizi çekecek farklı bakışlar bulacak mıyız? Düşüncelerimizi düzeltecek değişik yorumlar görecek miyiz?

Ey Gönül... Ölmedinse Uyan!

KAPALI… Şuur kapalı, akıl kapalı, hayâl kapalı… Gözler, kulaklar kapalı. Duygular kapalı ve en önemlisi ruh kapalı. Kalbin kapıları kapalı.

Ne vardı bu kadar içine kapanacak? Bir de perdeler kapalı oralarda… Neleri kaçırdığının farkında mı oturduğu mekânlarda, yaşadığı bedende insan? Duyuyor musun, dinliyor musun beni?

Hayat çağırıyor seni. Gönlünü dinle, kalbini dinle yürü, aklını dinle dur. Aç perdeleri tek tek. Önce ışığını, çok ama çok erkenden kapattığın o loş odaların, uykusuz gecelerin karanlığından çık kurtul ey ruhum. Mutluluk aradığın yerde değil, kaçmak kapanmak asla çıkar yol değil.

Risale-i Nur'a Karşı Münafıkane Plan-Fetö Gerçeği

Risale-i Nur'a Karşı Münafıkane Plan

Kur’an-ı Mu’ciz’ul Beyan’ın senâsına mazhar olan ve bin yıldır İslamın bayraktarlığını yapan kahraman Türk Milletinin kurduğu şanlı Osmanlı Devletinin inkırazı ile birlikte yeni bir devir başlar. Bu devir, “Ahirzaman” diye işaret olunan zaman diliminin, çok önemli bir evresini teşkil etmektedir.

Ölüm

Ömür geçiyor zaman hızlı akıyor dünya durmuyor dönüyor. Sen hala neyi bekliyorsun acele et her an seni kovalayan bir ecelin var. Ölüm birgün kapını çalacak, henüz gencim yaşlanınca yaparım ibadeti deme. Ölüm genç yaşlı dinlemiyor.

İslamiyette Evlilik Nasıl Olmalı

Günümüzde evlilik öyle bir hale gelmiş ki, herkes bunu basit görüp dinimizde önem taşıyan sünnet olan bir geleneği basit hale getirmiş. Anlaşamazsak boşanırız oysaki Allah'ın en sevmediği eşlerin boşanması...

Boşa Geçen Zaman

Hayatımızda o kadar çok boşa geçirdiğimiz zaman var ki saymakla bitmez ve hiç değmeyecek insanlara sarf ediyoruz. Malayaniyatla iştigal ediyoruz, oysaki değerlendirebiliriz.

Tıpkı Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin dediği gibi  zamanınızı boş hülyalar yerine Kur'ândan ezber bildiğiniz süreleri tekrar edin ve kazaya kalmış namazlarınızı kılın.

Hoşgeldin Ya Resulallah

Hoş geldin Ya Resulallah

Hoş geldin dünyamıza
Hoş geldin çağımıza
Hoş geldin aramıza


Bereketlendirdin varlıkları
Umutlandırdın günahkârları