Hicri Yıla Girerken (1442)


Pek Aziz Muhterem ve Muteyakkiz Kardeşim!

Duhuli ile müşerref olduğumuz (1442) sene-i devriye-i Hicrinizi can u dilden tebrik ve tes’id eder, tüm âlemi islâm ile birlikte memleketimize hayırlara vesile olmasını temenni ve niyaz ederiz.

Aziz kardeşim!

Zaman gösterdi ki cennet ucuz değil cehennem de lüzumsuz değil” prensibinden hareket ederek hicreti böyle tarif etmek gerek: Hicret demek Allah rızası için kötülükten iyiliğe. Günahlardan sevaplara. Haramlardan helale. Dünya geçimimizi temine çalışırken ebedi hayatı unutmamaya geçmek.

En güzel ni’met olan akli çalışmaz hale getiren içki ve diğer uyuşturucu haletlerden kurtulabilmek. Yaradılış gayesinden çekmeye çalışan sayılamayacak derecede sayısı çok olan eğlence gibi çekici sebeplerden kurtulmak demektir. Bilhassa genç kardeşlerim hükmünü sürdüren hissi ve şehevani hislerden kurtulup mantığın dediğini yapmaya doğru koşmaktır. Kadın ve kızlar için, m harfi noksan olan medeniyete sahip materyalist Avrupa’dan gelen mimsiz medeniyetin icabi olan Müslüman giyim kuşamıyla bağdaşmayan, açık saçık kıyafetinden göç edebilmektir.

Kısacası Kâinatın şuurlu meyvesi ve mu’cizesi olan bu insanı ölü atomlardan inşa eden San’atkârının emirlerini yapmak için eski isyankâr hayattan göç etmek demektir. Evet, “Küllü âtin karib” (Her gelecek yakındır) sırrınca (1442) senesindeki Hicreti yaşayanlar bu gün hayatta olsaydılar bu kadar sene nasıl geçti diye hayrette kalacaktılar. Biz de eğer bunu düşünürsek hayatımız ne kadar çabuk geçeceğini anlamış olurduk ve böylece öteki hayatımız için biraz daha iyi hazırlanmış olurduk. Böyle yapabilsek, O çook tehlikeli gün olan âhiret günü, adını pişmanlık günü taşı.

İşte o müthiş günde pişman olsak da, biraz daha az pişman olmuş oluruz. Oranın pişmanlığı Pazarda lacivert yerine siyah renkli pantolon aldığımızın pişmanlığına hiçte benzemeyecek. Arkadaşlardan nasıl ayrılabilirim çekingenliği ile namazını kılamayan gencin o günkü halini düşünün, meşru mazereti olmayan bacımın, arkadaşlarım bana ters bakarlar endişesi ile meşru tavırdan kaçıp, ona yakışmayan hal almayı cür’et eden şehit dedenin torunu mahşere çıktığı o pişman olmuş vaziyetteki o günkü halini düşündükmü  acaba nasıl bir tablo karşımıza çıkacak düşünebiliyor muyuz? Hafsalanız bunu mülahaza edebiliyor mu acaba? O günkü çığlıktan çıkacak seslerin kulakların perdesıni çatlatırcasına dehşetini biz bu gün kulağımızla işitemezsek dahi aklımızla şimdiden işitmeyelim mi?

Gözümüze Kur’anın taktığı mercekle o gönü bu günden görmeyelim mi. Böylece kendimize gelip ah o günü düşünebilsek, en azından cenaze merasiminde ki gülme ve eğlenme gibi hallerden kendimizi çekmeyecek miydik? O ağlanacak halimize gülecek miydik? Eğer ciddi düşünürsek, boynumuza sarılan yılanı bir gerdanlık sanıp cevredekilere gerdanlığımı beğendiniz mi dermiydik. İsmimiz Ahmed veya Âişe olduği halde Ecnebilerin terakkiyat ı medeniyelerine lakayd kalıp, Avrupa’nın sefahetinden hergün biraz daha fazla alacak mıydık? Kendimizi hayatımızın son gününde farz edebilsek saçlarımız ürperip dimdik kalkmayacak mıydı? Saati dakikası belli olmayan, hayatımıza son vereceği o önümüzde ki ecel darağacını hiç düşünmeden yaşarsak, oraya gittik mi acaba halimiz ne olur? Karşisında ki darağacını düşünen kimsenin darağacına gütürülürken yolunda serilen çim halılar o mahkûmu aldatabilecek miydi? Oraya sağa sola sapmaya izin vermeden götürülürken çevrede serilen güzel çiçeklerin kokularına veya önümüzde bizi aldatmak için uzatılan baklavaların lezzetlerine aldanır mıydık?  Bunun imkânı var mı acaba. Bugünkü halimize ne yapalım,  gülelim mı ağlayalım mı, sizden soruyorum?

Bu dünyaya öyle bağlanmışız ki: Gideceğimiz yerde bir günden fazla kesin olarak kalmayacağımızı bildiğimiz  halde tırlar la gıda ve saire hazırlıkları götürürken, büyük akılsızlık yapmıyor muyuz? Öbür yandan âhirete sonu olmayan seneler kalacağımız halde hazırlıksız, yani koltuk altında çanta ile gidiyoruz bu ne hal? (Yani kısacık dünya için gün gece çalışırsak ebedi hayat hazırlıklarına göz yumarsak nasıl olur) 24 saatte tek bir saati ora için niye ayıramıyoruz da, vaktimizin tamamını bu çok kısa hayata harcıyoruz. Niye görmüyoruz ki Allah’tan korkanların dışında kim buradan mutlu gidebildi ki? Okuduğumuz kitaplar bir derece bizi uyandırabildi ise? Her tarafımızı yolunu kaybetmiş insanlar sarmış, onlara yardım etme hakkında nasıl bir hazırlığımız var? Asgari boş vakitlerimizi dahi onlara düşünmekte harcasak değmez mi? Yani uykuya yattığımız zaman dahi uyuyuncaya kadar onlara nasıl bir yardımda bulunabiliriz formülünü bulmaya düşünsek, bence çok eyi olur.

Bir düşün! “Tek bir kişinin imanını kurtarmaya sebep olsak, sahralar dolusu kırmızı koyun sadaka vermekten daha hayırlıdır” sözü mevzuun ehemmiyetini gösteriyor.

Hülasa işaret ettiklerimizin tüm kötülüklerinden hicret edebilmek için ve bizi yoktan var eden Allah’ın dediğini yapmak için, bu gün Kur’an ı Kerimden süzülen ve bu günün geçerli akçesi olan ve bugünün ihtiyacına cevap veren ve dillerine tercüme edilip dünyanın her tarafına yayılan Risale-i Nur kitaplarını bol bol okusak onun sohbetlerine katılabilsek en büyük başarıyı elde etmiş oluruz. Dünya bizi kendine çok çektiği bir zamanda ve bu hevesat ı gayri meşruanın (kötü isteklerin) bizleri istila ettiği anında yalnız ve yalnız böylece imanımız kuvvetleneceğiz ve kurtulma şansımız çoğalacak. Böylece kendimizi kurtardıktan sonra başkasına dahi yardım etme şansı Allahın c.c yardımıyla bizde doğacaktır İnşaâllahürrahman. Size bol bol dua ederken, makbul duanıza muhtaç olduğumu bildiririm.

Sizi çok seven Kardeşiniz A. HAKTANIR

Copyright © 2021 SaidNur.net | Tüm Hakları Saklıdır.