İç Muhasebe - Av. Bekir Berk

(Mareşal Fevzi Çakmak hadisesi ile ilgili olarak Büyük Doğu mecmuasında 22 Ekim 1946 günü yayınlanan yazı.)

İÇ MUHASEBE

Göçen Mareşal

Evet, bir mareşal böyle göçtü; başka tek kelimemiz yok! O Mareşal ki, bir zamanlar biricik ümidimizdi! Hadise malum; (D.P.)’nin taktika ağına çok ucuz ve çok kolay şekilde düştükten sonra, bir de, mücerret ve gerçekten gülünç bir takım tabir ve dâva maskeleri altında Kızıllara da kapılıvermek ve son prestij mangırına kadar harcanmak. Meğer Mareşalin gönüllerde Mareşal kalması için, evinden ve sükûtun dairesinden dışarıya tek adım atmaması lazımmış!...

Istırap ve inkisarlar içinde susarken, sözü, mahut cemiyetin kuruluş günü oraya gidip bütün gençlik adına isyan ve teessüflerin en güzelini belirten ve gündelik gazetelerin dilinde günlerce gevelenen Hukuk talebesi Bekir Berk'e bırakıyoruz :

Hadise :

Muhterem Necip Fazıl;

Bu satırları yazarken kalbim, 4 Aralık 1945'de Tan'ın yoğrulmasından sonra miting arkadaşlarımın söylediği İstiklal Marşıyla beraber Türk bayrağını Taksim abidesi önündeki direğe çekerken duyduğum heyecanla çarpıyor.

İman ve ahlak davasında sizinle beraber olan ben, kızıl kobranın hortlamak üzere olduğunu anlayınca tehlike çanını ancak sayfalarınızda çalabileceğimi ümit ederek aşağıdaki yazımı size göndermeğe karar verdim.

Bir ay kadar önce Üniversite Profesörlerinden Ali Fuat Başgil'in (İnsan Haklarını Koruma) adlı bir cemiyet kurmak istediğini öğrenince, bu temiz gayeli cemiyete girmeğe karar vermiştim.

Çünkü memleketi korkunç surette kemiren huzursuzluğun en mühim sebeplerinden birinin Anayasa ruhuna uygun hareket edilmemesi olduğuna inanıyordum.

18 Ekim cuma günü sabah gazetelerinde Mareşal Fevzi Çakmak'la arkadaşlarının, Anayasanın fertlere bahşettiği bütün hakların katıksız olarak meşru ve kanunî yollardan temini maksadıyla, İnsan Haklarını Koruma Cemiyeti'ni kurduklarını okudum.

Fakat Mareşal ile beraber cemiyeti kuranlar arasında Kenan Öner, Sadık Aldoğan, Cemalettin Kip gibi gençliğin sevgi ve hürmetini kazananlardan başka, Tevfik Rüştü Aras, Cami Baykurt ve Zekeriya Sertel'in adını da görünce bir an durakladık.

İnsan haklarını korumak ve Zekeriya Sertel, Cami Baykurt?...

Ne korkunç tezat!...

Her vesile ile Türk'ün istiklal ve hürriyeti uğruna iç ve dış düşmanlarla -icap ederse- kanının son damlasına kadar çarpışacağını haykıran, üniversite gençliğinin önünde saygıyla eğildiği Mareşal Fevzi Çakmak!...

Üniversite gençlerinin kendisine (Zavallı Tevfik Rüştü) dediği şahıs!...

Bugün saflarında göründüğünüz kızıl bezirganlar güruhu, genç Türkiye'nin güven ve imanla belini dayadığı mesnetleri çökertmek ve her zerresinde bin şehit ruhunun birleştiği vatan topraklarını, mülevves iştihaların tatminine amade kılmakla vazifelidirler. Ve bir vakitler, şu Moskova'daki Pravda gazetesinin İstanbul nüshası diye tanınan Tan'ı çıkaran Zekeriya Sertel! Vesaire!

Cami Baykurt'ların, Zekeriya Sertel'lerin adını, «İnsan Haklarını Koruma gayesiyle kurulan bir cemiyetin milliyetçi tanıdığımız kurucularının adı yanında görünce, beynimde bir istifham belirdi. Bu nasıl olur?

Yoksa?... Evet, yoksa kızıllar her şeyden önce büyük bir Türk olan Mareşalimizin gölgesine sığınarak yeniden zehirlerini saçabilmek imkânını mı arıyorlar?

İşte bu düşüncelerle cuma günü saat beşte Karaköy Palas'ta açılış töreni yapılacak olan cemiyetin muvakkat merkezinde onlarla konuşmaya karar verdim

Toplantıda Olanlar

Ben oraya vardıktan sonra hepsi gelip Kenan Öner'in yazıhanesinde toplandılar. Odadan gelen sesler toplantının gürültülü geçtiğini gösteriyordu.

Bu arada toplanan gazetecilerin de beklemekten canlarının sıkıldığı belliydi. Nihayet geç vakit içeri kabul edildik. Bu arada kurucularının bir kısmının gittiği görülüyordu. İçeride Mareşal, Kenan Öner, Cami Baykurt, Zekeriya Sertel, Tevfik Rüştü, Özdemir Evliyazade, Hamdi Arpak kalmıştı. Zekeriya Sertel yazılı olan Mareşalin beyanatı ile cemiyet nizamnamesini gazetecilere dağıtmaya başladı. Kötü bir tesadüf beni Zekeriya Sertel'in yanına oturtmuştu.

Cami Baykurt; «Cemiyetimiz ve gayesi hakkında bütün malumat beyanname ile nizamnamede vardır," dedi. Gazeteciler arasında durgunluk görünce ben Mareşal'e hitaben soracağım suali, gazeteci olarak değil, herhangi bir vatandaş olarak sordum ve yine soruyorum :

-İnsan Haklarını Korumak adı ile kurulan bu cemiyette ideoloji bakımından iki zıd kutup teşkil eden şahsiyetlerin toplandığını görüyorum! Bunlardan bir kısmı, Garplıların anladığı mânada bir demokrasi anlayışıyla düşündüğünde şüphe olmayan kimseler; diğerleri ise Garp demokrasilerini mürteci addeden ihtilâlci sosyalistler!...

Zekeriya Sertel'in bana yiyecekmiş gibi bakarken dudaklarının titrediğini, Özdemir Evliyazade ile hiddetli hiddetli başını sallayan Cami Baykurt'un da sırıtır gibi güldüklerini, Mareşalin ise bir sfenks sükûtuyla oturduğunu görünce:

-Sualime gülebilirsiniz! Fakat bu her Türk'ün kafasında beliren bir istifhamdır! Bu düğümü çözmek vazifenizdir! Bunlardan Mareşal, üniversite gençliğinin alkışladığı, Zekeriya Sertel ise tel'in ettiği kimselerdir. Bu birleşme nasıldır?

Diye milli vicdanla beraber bu birleşmeyi protesto ettiğimi anlattım. Bunun üzerine salonun havası değişti, bir kımıldanma ve huzursuzluk olduğunu hissediyordum. O sırada Zekeriya Sertel köpürerek: «Üniversite gençliği beni tahkir etmedi. Bana ne yaptıysa polis yaptı, dedi, Cami Baykurt'la Evliyazade (!) denilen kimsenin bir şeyler söylediğini, “Mareşalin ise Onlar insan değil mi?” diye konuştuğunu görünce: “Zekeriya Sertel ve grubunun insan olmadıklarını söylemedim, nasıl birleştiğinizi soruyorum!” dedim. Bu arada söze karışan Kenan Öner boğazını göstererek, “şurama kadar gelen bir şey soracağım! Bu cemiyete ecnebiler de giriyor mu? Müphem konuşmayınız, açık söyleyiniz. Burada iki kutup yoktur, dedi.

Cevap verdim :

-Kapalı konuşmuyorum, apaçık bir şeyden bahsediyorum! Mareşal Türklüğün istiklal ve hürriyetini benimseyen millî cepheyi temsil eden, hürmet ve sevgi kazanmış bir şahsiyettir; (Elimle Zekeriya Sertel'i göstererek) Zekeriya Sertel ve grubu ise, Garplıların anladığı mânada insan hak ve hürriyetini kabul etmiyenler gibi düşündüğü intibaını veren, milletin sevmediği kimseler. Kenan Öner, “Bu suali niçin soruyorsunuz? Biz sizin hüviyetinizi dahi bilmiyoruz!” Ben hüviyet kartımı çıkarmak için bir hareket yapınca, “Hayır, sizden şüphe ediyoruz demek istemedim..” deyince ben de: “Hukuk Fakültesi öğrencilerinden Bekir Berk... Buraya biraz önce anlattığım şekilde bu işin ruhunu öğrenmeye geldim.” dedim ve yürüdüm.

Hamdi Arpak yolumu kesip Mareşal'i göstererek, “O büyük bir insan midir?” dedi. Ben “Pek tabii,” diye cevap verdim. O zaman “İşte hepimiz de, onun şahsiyetiyle birleştik,” dedi. “Öyle mi, pek güzel, size teşekkür ederim!” deyip salonu terk ettim.

Şimdi Mareşal'e soruyorum :

- Türk vatandaşlarının haklarını korumak için Tevfik Rüştü, Cami Baykurt ve Zekeriya Sertel'den başka kimse kalmadı mı ki, onlarla birleştiniz? İnsan haklarını korumak için, vicdan, söz hürriyetini bile kabul etmiyenlerle anlaşan kimsenin, bindiği dalı kestiğinde kim müttefik değildir?

Mareşal, dikkat!...... Size bulaşacak kızıl leke, şanlı üniformanızı süsleyen şehit kanı kırmızısını öldürür!

Büyük Doğu mecmuası

22 Ekim 1946

Copyright © 2021 SaidNur.net | Tüm Hakları Saklıdır.