Namaz Sadece Bir İbadet mi, Yoksa Kâinatın Özeti mi? ✨ | 11. Söz'ün Sırrı | Abdullah Yeğin
Risale-i Nur’dan En Güzel 100 Vecize | Bölüm 1 (Ruhunuzu Dinlendirin) ✨

Risale-i Nur talebeleri, Risale-i Nur'un Dairesi Haricinde Nur Aramamalı
Risale-i Nur talebeleri, Risale-i Nur'un dairesi haricinde nur aramamalı ve aramaz.
Engindere Medresesi | Şiir
Engindere Medresesi
Etrafı hep çay tepesi
Yükseliyor ezan sesi
Beş katlı nur medresesi
Duruyor enginderede
Nurcuların özvatanı
Gelmek için atar canı
Türkiye’nin dört bir yanı
Toplanmış enginderede
Son Şahitlerden MUSTAFA SUNGUR
Son Şahitlerden MUSTAFA SUNGUR
"Bunlar Türk milletinin medar-ı iftiharıdır"
"Hz. Üstad polislere hitaben;"İşte bunlar Türk milletinin medar-ı iftiharıdırlar´ diye biz talebelerini polislere takdim ediyordu. Bunu nakletmemdeki sebep, Üstadımız her vesile ile Risale-i Nur hizmetinin müsbet gaye ve hareketini daima ilân etmesiydi. O zaman estirilen hava dolayısıyla polislerin yanlış nazarlarını, Hz. Üstad tashihe çalışıyordu. Veya onların yanlış beyanlarına rağmen konuşuyordu. Yani onların aylarca Afyon'da dükkan dükkan gezerek Bediüzzaman ve talebeleri hakkında asılsız propagandalarına karşı, Hz. Üstad bu suretle mukabele ediyordu.
Mustafa Sungur’un Müdafaasıdır | Afyon Ağır Ceza Mahkemesine
Mustafa Sungur’un Müdafaasıdır
Afyon Ağır Ceza Mahkemesine,
İddia makamı, benim de Nurcular cemiyetine dâhil olup halkı hükûmet aleyhine teşvik ettiğim iddiasıyla cezalandırılmamı istiyor.
Evvela: Nurcular cemiyeti diye bir cemiyet yoktur. Ve ben böyle bir cemiyete mensup değilim. Ben, bin üç yüz elli seneden beri her asırda üç yüz elli milyon mensupları bulunan ve kâinatın medar-ı iftiharı olan Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın kurduğu muazzam ve nurani ve bütün insanlık için ebedî saadet ve selâmeti müjdeleyen kudsî ve İlahî İslâmiyet cemiyetine mensubum. Elhamdülillah onun evamir-i kudsiyesine de bütün kuvvetimle itaat etmeye azmetmişim.
Bayram Yüksel, Said Nursi'nin Özel Hayatını Anlatıyor
Bayram Yüksel, aynı otomobilde bulunan Ali Uçar ve Mehmed Çiçek 19 Kasım 1997 tarihinde Almanya dönüş yolunda iken, Bulgaristan’da geçirdikleri kaza sonucunda vefat etmişlerdi.
Üç nur şehidine Cenab-ı Hak'tan rahmet dilerken ruhlarına Fatihalarımızı da gönderiyoruz.
Risale-i Nur'un Ehemmiyetli Bir Esası Olan TESETTÜR ŞİARI
Risale-i Nur'un Ehemmiyetli Bir Esası Olan
TESETTÜR ŞİARI
Kur'anın şebabetidir. Her asırda taze nâzil oluyor gibi tazeliğini, gençliğini muhafaza ediyor. Evet Kur'an, bir hutbe-i ezeliye olarak umum asırlardaki umum tabakat-ı beşeriyeye birden hitab ettiği için öyle daimî bir şebabeti bulunmak lâzımdır. Hem de, öyle görülmüş ve görünüyor. Hattâ efkârca muhtelif ve istidadça mütebayin asırlardan her asra göre güya o asra mahsus gibi bakar, baktırır ve ders verir. Beşerin âsâr ve kanunları, beşer gibi ihtiyar oluyor, değişiyor, tebdil ediliyor. Fakat Kur'anın hükümleri ve kanunları, o kadar sabit ve râsihtir ki, asırlar geçtikçe daha ziyade kuvvetini gösteriyor. Evet, en ziyade kendine güvenen ve Kur'anın sözlerine karşı kulağını kapayan şu asr-ı hazır ve şu asrın ehl-i kitab insanları Kur'anınﻳَٓﺎ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻳَٓﺎ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ
hitab-ı mürşidanesine o kadar muhtaçtır ki, güya o hitab doğrudan doğruya şu asra müteveccihtir ve
"Ümmetin Ölümünde Hayat Çağrısı El-Hutbetuş Şamiyeh" Suriye Sempozyumu Notları-2008
Aziz, Sıddık Ağabey ve Kardeşlerimiz,
Evvela binler selam eder,
hizmet-i imaniye ve Kuraniye'de muvaffakiyetler dileriz.
3 Şubat 2008 tarihinde Suriyenin başkenti Şam'da "Ümmetin ölümünde hayat çağrısı El-Hutbetuş Şamiyeh" adlı bir sempozyum düzenlendi. Suriyede ilk defa Bediüzzaman Said Nursi ve eserleri hakkında tertip edilen bir sempozyum olmak hasebiyle çok kıymet arzediyordu. Zira bu sempozyumla eğer Risale-i Nurlar oranın halkına ve ulemasına takdim edilir; Ve bu da hüsn-ü kabule mazhar olursa bu Risale-i Nurların Suriye'de yerleşmesi anlamına gelecekti. Bu sempozyumu tertip eden Dr Mahirül Hindi 3 ay evvel İstanbulda yapılan adalet sempozyumuna iştirak etmiş ve ondan aldığı ilhamla bizimde Suriye kamuoyuna mutlaka Risale-i Nurları tanıtmamız lazım diyerek işe başlamıştı. Esasen küçük bir toplantı veya bir panel fikriyle hareket eden Mahirül Hindi ve arkadaşları neticesinde böyle bir sempozyumun vücuda geleceğini hayal bile edememişlerdi. İlk olarak Şam mebusu Galip Uneys'e Mektubatı takdim etmiş ve böyle bir toplantıyı haber vermişlerdi. Bu zat Mektubatın daha yarısını okumadan içinde öyle bir şevk ve gayret hissi uyanmış ki daha sonra bütün sempozyumu sahiplenecek ve her türlü desteği verecekti.
Çalışkanlar Hanedanından SADIK ÇALIŞKAN Ağabeyden Hatıralar
ÇALIŞKAN HANEDANINDAN SADIK ÇALIŞKAN
Sadık Çalışkan, 1941 yılında Emirdağ’da doğmuştur. Çalışkan Hanedanının en küçük fertlerinden biridir. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin sırdaşı Mehmed Çalışkan Ağabeyin oğlu, Ceylan Ağabeyin küçük kardeşidir. 
Üstad Bediüzzaman Hazretleri 31 Temmuz 1944 te Denizli’den Afyon’a getirilir. Burada yirmi gün kalır. Ağustos Ayı sonlarında akşama yakın Şaban Ayında Emirdağ’a getirilir. Burada bir otele yerleştirilir. Üstad Hazretleri, 1950 yılına kadar Emirdağ’da devamlı kalır.
Masum Kalblerin Yardımına Koşmak
Masum Kalblerin Yardımına Koşmak
Teessür ve ızdırab karşısında kalbden bir parça kopsa idi, bir genç dinsiz olmuş haberi karşısında o kalbin atom zerratı adedince paramparça olması lâzım gelir.İşte sizin vereceğiniz beraet kararı; İslâm gençliğinin, İslâm dünyasının bu dehşetli âfetten tesirli bir şekilde kurtulmasına sebeb olacaktır. Ve beni Bedîüzzaman ve onun eserlerine kopmaz bir bağla bağlayan saikten biri de budur.
Gerçek Saadet: Rabb-i Rahîm’e Teslimiyetin Hikmeti
Herkesin Bütün Saadetleri, Bir Rabb-i Rahîm'e Olan Teslimiyete Bağlıdır
Ben o gurbetler ve hastalıklar ve mazlumiyetlerin tazyikiyle dünyadan alâkamı kesilmiş bularak, ebedî bir dünyada ve bâki bir memlekette daimî bir saadete namzed olduğumu iman telkin ettiği hengâmda "of! of!"tan vazgeçtim, "oh! oh!" dedim.
Bangladeş Hizmetleri ile İlgili Hulâsaten Bir Lahika (Şubat 2025)
Bismihi Subhanehu
Esselamu Aleyküm Verahmetullahi
Veberekatuhu
Aziz sıddık Ağabeylerimiz ve Kardeşlerimiz
Bangladeş’ te 2011 yılında ilk Nur medresemizin açılmasından bugüne kadar hizmetimiz genişleyerek ve kökleşerek; inayet-i İlahiyye, dualarınız ve manevi himmetlerinizle devam ediyor elhamdülillah. Tohumları üstadımız hayatteyken atılan Nur hizmetimizin meyvelerinin her geçen gün neşvü nemasına şahit olmaktayız. Bu meyvelerin bazı numunelerinden hülasa olarak bahsetmek istiyoruz.
Ali̇ Uçar Abi̇'ni̇n Ri̇sale-i̇ Nurla Tanışması
1958 yılının Nisan ayı ortalarında yeni doğan erkek çocuğum ağır hastalanmıştı.
Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne acil olarak yatışını yaparak orada bir haftaya yakın kaldık. Bu süre içinde hastaneye yakın Ulu Cami’de namazlarımı kıldım.
Yine bir gün İkindi namazını kılmak için Ulu Cami’ye gitmiştim. Namazdan sonra minbere 13-14 yaşlarında, gençten biri elindeki kitaptan cemaate bir şeyler okuyarak konuşuyordu. Cemaate Hz. Peygamber’in (asm) kurt ile olan meselesinden söz ediyordu. Okunan konunun Said Nursî’nin Mektubat isimli eserinin Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi’nden olduğunu sonradan öğrenecektim. Kitaptan okunanları ve konuşulanları bütün benliğimle dinliyordum.
Tılsım-ı kâinatı keşfeden, Kur’an-ı Hakîm’in Mühim Bir Tılsımını Halleden Otuzuncu Söz
ENE BAHSİ İLE ALAKALI MEVZULAR DERS
Tılsım-ı kâinatı keşfeden, Kur’an-ı Hakîm’in mühim bir tılsımını halleden
Otuzuncu Söz
“Ene” ve “zerre”den ibaret bir “elif” bir “nokta”dır.Şu Söz iki maksaddır. Birinci Maksad, “Ene”nin mahiyet ve neticesinden; İkinci Maksad, “zerre”nin hareket ve vazifesinden bahseder.
Hulusi Bey: Zerre kalsın, şimdi Ene’nin mahiyet ve neticesinden bahseden şeyi bunun üzerinde duruyoruz. Ene’nin mahiyeti ve neticesinden.
Şam'da Yapılan Hutbe-i Şamiye Sempozyumu (2008) | Video
Şam'da Yapılan Hutbe-i Şamiye Sempozyumu (2008)
Hutbe-i Şamiye Sempozyumu
Bediüzzaman Said Nursi
Abdullah Yeğin Hutbe-i Şamiye Sempozyumu Sunumu | Şam | 2008
Hutbe-i Şamiye | Bediüzzaman'ın Cami-i Emevî’de Okuduğu Hutbe
HUTBE-İ ŞAMİYE
Risale-i Nur Külliyatı’ndanHUTBE-İ ŞAMİYE
Müellifi
Bedîüzzaman Said Nursî
Bu Hutbe-i Şamiye eseri, Üstad Bedîüzzaman Said Nursî Hazretlerinin otuz beş yaşında iken Şam’da, Şam ulemasının ısrarı üzerine Cami-i Emevî’de îrad ettiği bir hutbedir. Çok büyük bir ehemmiyeti haiz olması hasebiyle o zaman Şam’da bir hafta içinde iki defa tabedilmiştir. Bilâhare müellif Bedîüzzaman Said Nursî tarafından tercümesi neşredilmiştir.
Son Şahitlerden Abdülnur Sezgin Anlatıyor
ALTAN ABDÜNNUR SEZGİN
Nüfus kaydındaki tam adı, “Altan Abdülnur Sezgin” olan Ağabeyimiz Mersin’in saff-ı evvelidir, bu şehrin ilk Nur talebesidir. Biz, Nur talebeleri arasında bilinen adıyla “Abdünnur” ismini kullanmayı tercih ettik. Mersin’e Risale-i Nur hizmetleri ilk defa onun eliyle girmiş ve gittikçe inkişaf eden iman / Kur’an hizmetleri bugünlere gelmiştir.İstanbul Üniversitesi talebesi Abdünnur Sezgin, Hz. Üstad’ın 1960 yılının ilk gününde bir gün / bir geceliğine gittiği İstanbul’da o gün yaşananların önemli bir şahididir. O gün Piyer Loti Oteli’nde Hz. Üstad’ı ziyaret eden Abdünnur Ağabey, yaşadıklarını ve gördüklerini bizimle paylaştı. İlave sorularımızla ayrıntıları yakalamaya çalıştık. Şimdiden dikkatleri çekmek istediğim bazı hususlar var. Şöyle ki:
Sırr-ı İnnâ A’taynâ Risâlesi
Sırr-ı İnnâ A’taynâ Risâlesi
SIRR-I İNNÂ A'TAYNÂ – BİRİNCİ KISIM
Yirmi Dokuzuncu Mektub’un Sekizinci Kısmı’nın Dördüncü Remz’i
(Mahremdir)
Ma’lûm büyüğe karşı birden hiddete geldi, def’aten bu yazıldı:Ey mülhidler, münâfıklar ve ahmaklar, cesedimi paramparça etseniz de Hakkı söylemekten vazgeçmeyeceğim. Mümkün olsa Garb’dan, Şark’a duyuracağım. Hepsine sesleniyorum:
Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz
Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz.
Evet bu asrın dehşetine karşı, taklidî olan itikadın istinad kal'aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan; her mü'min, tek başıyla dalaletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-ı tahkikî lâzımdır ki dayanabilsin. Risale-i Nur bu vazifeyi; en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu ve nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda, hakaik-i Kur'aniye ve imaniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlar ile isbat ederek, o iman-ı tahkikîyi taşıyan hâlis ve sadık şakirdleri dahi, bulundukları kasaba, karye ve şehirlerde -hizmet-i imaniye itibariyle- âdeta birer gizli kutub gibi, mü'minlerin manevî birer nokta-i istinadı olarak, bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görüşülmedikleri halde, kuvve-i maneviye-i itikadları cesur birer zabit gibi, kuvve-i maneviyeyi ehl-i imanın kalblerine verip, mü'minlere manen mukavemet ve cesaret veriyorlar. (Şualar - 748)










.png)



